Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa
Sayfaya git: 1, 2, 3, 4, Sonraki

Anime Manga Forum -> Fan Fiction

 
Yazar Mesaj
FaintSmile
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 13 Nis 2009
Mesajlar: 825
Favori Anime & Manga: Death Note, Naruto, Full Metal Alchemist(+Brotherhood), One Piece, Steins Gate
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Samanyolu Galaksisi
Teşekkür: 622

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Alıntıyla Cevap Gönder


Foton Kuşağı

Arkadaşlar bu benim ilk hikayem eğer hatalarım varsa kusura bakmayın.
Konusu kısaca; Orta Çağ - Fantastik Macera
Yazarken Yüzüklerin Efendisi ve Warcarft'dan esinlendim.

Umarım beğenirsiniz.



Bölüm 1




Yağmurlu bir geceydi. Şiddetli bir rüzgâr ağaçların kurumuş yapraklarını havaya savuruyor ve gök gürlüyordu… Birbirlerine son kez baktılar, ikisi de nefes nefeseydi. Kilnark uzun boylu ve zayıftı… Beyaza yakın ten rengi ve siyah, karanlık gözleriyle yakışıklı sayılırdı. Özelliklede karanlık bakışları… Baktığı yeri delip geçiyor, sanki onun içini görüyormuş gibi… Boynundan sırtına doğru sarkan kıyafetinin parçası rüzgârla birlikte savruluyordu. İki kolunda da kendi ırkına özel hafif ve çok keskin bıçaklar takılıydı… Syatril ırkının suikast çileri genelde bu bıçakları kullanırdı. Bulunduğu tepeden aşağıya, düşmanına doğru son kez baktı ve içinden insanların ne kadar aşağılık yaratıklar olduğunu düşündü. İkisi de derin bir nefes aldı ve birbirlerine doğru koşmaya başladılar. Koşarken yağmur damlaları yüzlerine çarpıyor ve görüşlerini kısıtlıyordu. Kilnark yüksekte olduğu için daha avantajlıydı. 10 adım kala bıçaklarını hazırladı ve birbirlerine saldırdılar.
Çarpışma 1 saniyeden kısa bir süre içinde bitti. Birbirlerinin yanından rüzgâr gibi geçmişlerdi. İkisi de birbirine sırtını dönüktü ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. İnsan savaşçısı Tusalk’ın boynunun sağ tarafından kanlar fışkırdı ve ağırca yere düştü. Artık yıldızlara bakıyordu, yüzüne çarpan yağmur damlaları ona okşuyordu sanki. Yavaş yavaş hafiflemeye başladı, acısı gittikçe azaldı ve gözlerini kapadı. Kilnark karnının sağ tarafında bir sıcaklık hissetti ve elini karnına bastırdı, eli siyahımsı kırmızı kanıyla boyandı… Tulsalk kılıcıyla delip geçmişti… Nefes aldıkça canı yanıyordu ve oda yere serildi. Zaman onun için artık durmuştu.

Savaş çok ilerlemişti… Syatril güçleri bastırılamıyordu, bütün şehirler işgal altındaydı bu yüzden yoldaşlık bir toplantı yapmaya karar verdi. Kendilerine “Işık Yoldaşlığı” diyorlardı. 5 sandalye dizilmişti. Odayı kaynağı olmayan bir ışık aydınlatıyordu. Yavaş yavaş yoldaşlık üyeleri gelmeye başlamıştı. Hepsi siyah cüppeli, yüzleri görünmeyen kişilerdi. Kadın mı, Erkek mi oldukları anlaşılmıyordu. Toplam 4 kişi gelmişti, 1 sandalye boştu. Herkes oturduktan sonra 1. sandalyede oturan kişi ayağa kalktı. Yüzü net olarak görünmüyordu fakat beyaz uzun sakalları olan, yaşlı bir adamdı lakin sesi göründüğünden daha genç çıkıyordu. “Hoş geldiniz kardeşlerim, bu akşam burada toplanma sebebimizi biliyorsunuz. Syatril’in güçleri her yeri sardı, en önemli şehirlerimiz düştü. Yoldaşlık üyemiz Tulsalk, gizli görevinde Syatril prensi Kilnark tarafından tuzağa düşürüldü… Yakında başkent Mitrusel’e saldıracaklar. Mitrusel’in düşmesine izin veremeyiz.”
Tulsalk’ın ölümü hepsini çok etkilemişti. Çok güçlü bir savaşçılarını kaybetmişlerdi. Bu beklenmeyen bir şeydi… Daha önce hiçbir yoldaşlık üyesi öldürülememişti. En başta oturan kişi ayağa kalktı. Konuşan bir erkek sesiydi. “O halde Mitrusel’in savunmasına yardıma gideceğim.” Kısa bir sessizlik oldu. “Peki, bunu nasıl yapmayı planlıyorsunuz Lucas? Düşman çok kalabalık ve insanlar büyüyen karanlıktan korkuyor. Direnecek çok az cesur savaşçı kaldı.” Lucas sırıttı. Gözlerinden bir planı olduğu anlaşılıyordu. “Syatril orduları çok güçlü olabilir fakat insanları küçümsememek lazım.”
Dışarıdan yağmur sesi geliyordu. 4 Yoldaşlık üyesi de cüppelerinin baş kısmını açtı, ölen savaşçıları Tulsalk için saygılarını gösterdiler.
Lucas tekrar konuşmaya başladı “Tulsalk’ın yarım kalan görevini tamamlayıp dengeyi sağlayabiliriz.” Yoldaşlık üyeleri bu kararı onayladı.


Güneşsiz bir gündü. Faradrim savaşçıları karanlık Darkwood ormanında kuzeye doğru ilerliyordu. Bunaltıcı bir havası vardı bu ormanın. Faradrim savaşçıları 10 Asırdan daha uzun zaman önce güneş sisteminin, yıldızlar kuşağına girmesi ile DNA sı değişen insanlardan bazılarıydı. Heyecanlandıkları zaman kalp atışlarının sayısı normal bir insanın 5 katına kadar çıkabiliyor ve buda damarlarına aşırı dozda adrenalin pompalayıp normalden daha hızlı görmeni ve davranmalarını sağlıyordu.
Koyu yeşil renkli pelerinleriyle ormanda hızlıca ilerliyorlardı. Hepsi uzun süredir yürüdükleri için biraz yorgundu. Bir anda durdular. “Evet, bende hissettim…” dedi liderleri Faint Smile. Uzun boylu, çevik bir yapısı, yakışıklı bir yüzü vardı. Hepsi liderlerine baktılar. “Geri dönüceğiz, buradan sonra takip etmiyoruz!”
Artık çok geçti. Hava hızla kararmaya başladı, alacakaranlık oldu. Bir anda tüm sıcaklık çekiliverdi. Nefeslerinden çıkan buharı hissedebiliyorlardı. Her yerde syatriller vardı, etraflarını sarmışlardı. Kulakları tırmalayan bir çığlık yükseldi ve syatriller saldırıya geçti. Faradrim savaşçıları düşmanları çok yakınlarında olduğu için kılıçlarını ve bıçaklarını çektiler. Faint Smile’ın etrafını 2 kişi sarmıştı. Birisi arkasından geniş, ağır kılıcı ile karnının sol tarafına saldırdı. Faint Smile saldırıyı 2 santim farkla savuşturdu. Kılıçlarını sıkıca kavradı. Kalbi çok hızlı çarpmaya başladı. Gittikçe hızlandı ve artık çok net görüyordu karşısından gelen oku fark etti bir an zaman yavaşlamıştı sanki… Ve sağa doğru hızlıca eğildi. Ok arkasındaki syatrilin boynuna denk geldi ve kanlar içinde yere devrildi. Sonra önünde duran savaşçıya doğru saldırıya geçti. Tam kılıçlarını savuracakken karanlıktan, gökyüzünden bir suikastçi fırladı tam Faint Smile’a doğru hızla alçalıyordu… Son anda kendini geriye doğru attı ve suikast çinin sağ kolundaki bıçağı toprağa saplandı. Fırsattan faydalanıp kılıcını suikast çinin koluna doğru savurdu. Kolunu kaybeden suikastçi acı içinde kısa bir çığlık attı. Sonra sırtından kalbine doğru saplandı. O kadar hızlı olmuştu daha kolu yere düşmeden öldü ve dumana dönüşüp yok oldu. Karşısındaki savaşçı arkadaşının öldüğünü görünce çok sinirlendi. Derin bir çığlık attı ve kocaman baltasını ileriye doğru savurdu, Faint Smile iki kılıcını çaprazlayarak birleştirdi ve balta darbesinden kendini korumaya çalıştı fakat çok darbe kuvvetliydi ve kılıçlarını tutamadı, kılıçları aşağıya doğru kaydı ve balta sol bacağında derin bir yarık açtı. O kadar çok canı yanmıştı ki, kılıçlarını elinden düşürdü. Fırsattan yararlanmak isteyen syatril savaşçısı baltasını tekrar yerde yatan düşmanına doğru savurdu. Faint Smile sağa doğru yuvarlanarak bu darbeden kaçtı ve yerde duran kılıcını sol eliyle hızlıca kaptı ve savaşçının kafasına doğru fırlattı. Kılıç syatrilin boynunun bir tarafından girip, diğer tarafından çıktı…
Faint Smile etrafına baktı, birçok kayıp vermişlerdi. Sadece 20 faradrim savaşçısı hayatta kalmış, bunlardan 5 tanesi de yaralıydı. Yerde yatan ölü syatrilden kılıcını çıkartıp havaya kaldırdı. Faint Smile’ın sağ kolu olan Heltras. Kılıcını ölü syatrilin bedeninden çıkartması ile birlikte, cansız beden dumana dönüşüp ortadan kayboldu. Faint Smile, Heltras’ın yanına doğru yürüdü. “Yaralıları hızlıca tedavi edin, burada daha fazla duramayız. Haber alamayınca destek güç göndereceklerdir, mümkün olduğunca çabuk ayrılacağız”
Heltras başıyla onayladı. “Onu duydunuz, mümkün olduğunca çabuk toparlanın”
Faradrim savaşçıları kuzey batıya, Mordan dağlarındaki geçide doğru yöneldiler. Orada Lucas isimli Draltin ustasını bekleyeceklerdi. Draltinler telekinezi ve telepati yeteneklerinde çok ileri düzeyde olan insanlardı. Lucas 6 gün önce Faint Smile ile iletişim kurmuştu.
Böylece yola koyuldular. Mordan dağları görünmeye başlamıştı. Artık güneş iyice battı, yerini 3 Ay’a bıraktı. Artık tek ışık kaynakları aylardan yansıyan ışık ve yanlarında taşıdıkları birkaç meşaleydi. Geçide yaklaştıkça, dış dünyadan gelen sesler iyice azalıyordu. Neredeyse hiç hayvan kalmamıştı geçidin girişine vardılar. Faint Smile güvenli olup olmadığını kontrol etmesi için 2 kişi yolladı. Geçit çok sessiz ve karanlıktı. Bir savaşı daha kaldıramayacak kadar yorgun düşmüştü herkes. Uzun süredir yollardaydılar, sadece çok kısa aralar verip, günde 4 saatlik uykuyla yolculuğa devam ediyorlardı. Faint Smile’ın geçide yolladığı adamlar yaklaşık 15 dakikadır dönmemişti. Savaşçılar tedirgin olmaya başladı. Çok geçmeden geri dönen savaşçıların taşıdıkları meşalelerin aydınlığı görünmeye başladı. Herkes rahatladı. Gerçekten yorgundular. Geçidin güvenli olduğunun haberini verdiler. Ve tüm faradrim savaşçıları yola koyuldu, geçidin içinde kamp yapmalarına müsait bir yer vardı. Oraya varmalarına yaklaşık 3 saatlik yol var…
Geçidin yanları ve tavanı yavaş yavaş aydınlanmaya başladı. Işığın kaynağı mavi ve beyaz kristallerdi. Güneş battıktan 2 saat sonra ışıldamaya başlayıp, güneş doğana kadar ışıldayan kristaller. Faradrim savaşçıları meşalelerini söndürdükten sonra yollarına devam ettiler. Rutubet gittikçe azalıyor, hava daha da temiz geliyordu. Şarıldayan bir su sesi duyulmaya başladı, gittikçe daha da yaklaşıyorlardı. Kamp yapacakları yere vardılar. Geçidin içinde gizli bir şelale vardı. Su çok berrak ve temizdi, etrafında çimenler ve çalılıklar vardı. Faradrim savaşçıları karşılaştıkları manzara karşısında çok rahatlamış görünüyordu.
Faint Smile sağ kolu Heltras’ı yanına çağırdı. “Bir ateş yakın, Lucas gelene kadar burada bekleyeceğiz” Heltras bunu duyduğuna çok memnun olmuştu, diğer savaşçılara da bu sevindirici haberi verdi. Çantalarından daha öncede topladıkları odun ve dalları çıkardılar. Hızlıca bir ateş yaktılar. Herkes acıkmıştı, yanlarında biraz kurumuş meyve vardı fakat akıllarına daha parlak bir fikir geldi. Şelalenin boşaldığı yere geldi 5 kişi. Çok leziz görünen balıklar yüzüyordu. Hepsi yapacakları ziyafetin hayali ile heyecanlandılar. Zaman yavaşlamaya başladı, şelaleden akan su aynı şiddet ile fakat gittikçe yavaş akmaya başladı, balıklara odaklanmışlardı, içlerinden 3 e kadar saydılar ve çıplak ellerini suya daldırdılar. Hepsi birer büyük sayılabilecek balık yakalamıştı. Onlar için çocuk oyuncağı olmuştu bu. Ateşin başında güzel bir ziyafet çektiler ve uyku hazırlıklarını yaptılar… Heltras ilk nöbet için 3 kişiyi görevlendirdi. Faint Smile, Lucas’ın en fazla birkaç gün içinde gelmesini umuyordu. Arkasındaki neredeyse insan boyunda olan mantarlardan birine yaslandı. Çok yumuşak ve rahattı. Ateşin çıkardığı çıtırdama sesi çok hoş geliyordu. Gözleri gittikçe kapandı, daha da kapandı ve tatlı bir uykuya daldı. [/color]

Written by: Ömer Güleryüz

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 11 Tem 2009 0:41, Değiştirme: 06 Eyl 2009 15:11 (Toplamda 13 kere)
FaintSmile
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 13 Nis 2009
Mesajlar: 825
Favori Anime & Manga: Death Note, Naruto, Full Metal Alchemist(+Brotherhood), One Piece, Steins Gate
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Samanyolu Galaksisi
Teşekkür: 622

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: 2.Bölüm Alıntıyla Cevap Gönder
Bölüm 2




Hızla düşüyordu. Gittikçe artan bir hızla, sanki aşağıya çekiliyordu. Bir şeyler yapmalıydı fakat elinden hiç bir şey gelmiyordu, ne tutunacak bir şey, nede hızını yavaşlatacak hiçbir şey yoktu etrafında. Tamamen karanlığın içinde sonsuza kadar uzanan bir boşluktan aşağıya doğru çekildiğini hissediyordu.
Nefes nefese gözlerini açtı Lucas. Terden sırılsıklam olmuştu… Bu tarz kâbusları ilk defa görmüyordu fakat bu seferki çok gerçekçiydi. Etrafına bakındı, hava yeni yeni aydınlanmaya başlamıştı. Güneş ışığı ağaçların turuncu yapraklarının arasından yere vuruyor, birkaç sincap ve yabani tavşan dışında hiçbir canlı belirtisi yoktu. Artık yolu koyulması gerektiğine karar verdi. Faint Smile ile birkaç daha iletişim kurmak için bir kayanın üstüne oturup, yoğunlaşmaya başladı. Gözlerini kapattı, tüm dikkati ile Faint Smile’a yoğunlaşıyor, sanki onun yanında olduğunu düşünüyordu. Derin bir nefes aldı ve gözlerini açtı. Koyu mavi olan gözleri şimdi daha da parlak, etrafına ışık saçıyordu. Artık bulunduğu yeri görmüyordu. Zihni tamamen Faint Smile’ın yanındaydı. “Beni duyuyor musun?” dedi.
Faint Smile aniden kafasının içinde Lucas’ın sesini duyunca irkildi. Bunu bekliyordu fakat yinede refleksleri çok güçlü olduğu için kendini tutamadı. “Evet, seni duyuyorum Draltin Ustası Lucas” diye cevap verdi. Lucas’ı yakından tanımadığı için ona rütbesi ile hitap ediyordu. “Dün sana ulaşmaya çalıştım fakat başaramadım. Kara bir büyü beni engelledi. Neler oldu?” diye sordu Lucas merakla.

“Syatriller tarafından saldırıya uğradık. Birçok kayıp verdik. Oradan geçtiğimizi nasıl öğrendiler bilmiyorum fakat ölen tüm savaşçılarımızın intikamını alacağım, onurum üzerine yemin ederim bunu onlara ödeteceğim.” Faint Smile tekrar dün ki savaşı gözünün önüne getirdi ve içindeki öfke daha da arttı.
Lucas Syatrillerin saldırdığını duyunca şaşırdı. Faradrim Savaşçıları çok sessiz ve hızlı hareket ederlerdi fark edilmeleri neredeyse imkânsızdı. “Zamanı gelecek, yüce savaşçı… Çok yakında ölen tüm insanların intikamını alacağız. İçindeki umudu hiçbir zaman kaybetme” Lucas’ın sözleri karşısında biraz sakinleşti. Artık daha önemli meseleleri konuşmalıydılar. “Neredesin Lucas? Seni burada ne kadar beklememiz gerekiyor?”
“Şafakta yanınızda olacağım” dedi Lucas ve gözlerini tekrar kapatıp açtı. Artık eski rengine dönmüştü. Ayağa tekrar kalktı yoluna devam etmeye başladı.
Ağaçlar gittikçe azalıyordu. Yaklaşık 4 saattir aralıksız yürüdüğü için yorgun düşmüştü ve acıkmıştı. Matarasını yokladı, çok az suyu kalmıştı. Yakınlarda bir nehir olmalıydı fakat yerini hatırlamakta güçlük çekiyordu. Bir ağacın kenarına oturup yaslandı. Gözlerini tekrar kapatıp konsantre oldu. Yavaş yavaş etraftaki tüm sesler azalmaya başladı, sadece kendi nefes alma sesini duyuyordu. Beninin gittikçe hafiflediğini hissediyordu. Gittikçe yükseldiğini… Fısıltılar duymaya başladı, sanki her yerden geliyordu. Gözlerini açtı ve önce gökyüzüne baktı, bir girdap gökyüzünü döndürüyordu. Tüm dünya renksizleşmişti. Sonra aşağıya baktı. Bedeni ağacın kenarına yaslanmış, hareketsiz yattığını gördü. Biraz daha dikkatli incelediğinde bedeninin göğsünün inip şiştiğini, nefes alıp verdiğini fark etti. Gittikçe yükseldi ve etrafına bakındı baktı. Nehir oradaydı. İzleyeceği yolu hesapladıktan sonra bedenine geri göndü.
Hızlıca içine havayı çektikten sonra ayıldı. Zar zor ayağa kalkabiliyordu. Paralel evrene geçmek onu çok yorgunlaştırıyor ve bir süreklik gücünün azalmasına yol açıyor. Nehre doğru yürümeye başladı. Güçlükle ayakta duruyordu, nehre vardığında güneş batmak üzereydi. Hızlıca matarasını doldurmaya başladı. Fakat garip bir şeyler hissetti, kafasının içinde sesler duymaya başladı “Yalnız mı? Bu insan pisliğinin burada ne işi var? Onu öldüreceğim” sesler gittikçe daha yükselmeye başladı. Lucas aniden arkasına döndü, ağaçların arkasından kendini gözetleyen iri, gri tenli troll ile göz göze geldi.

Troll azını sonuna kaçar açık, koca dişlerini göstererek kısa bir savaş nidası attı. Kaslı bacakları ve kollarıyla korkutucu bir görünüme sahipti. Hızlıca Lucas’a doğru koşmaya başladı.
Lucas kendisine doğru koşan, iri trollü görünce bir an hareketsiz kaldı. Kollarını kıpırdatmaya çalışıyordu fakat hareket ettiremiyordu. Derin bir nefes aldı. Troll ile arasındaki mesafe gittikçe azalıyordu. Matarasının yere düşmesi ile bir anda kendine geldi. Sol elini çantasına daldırdı ve havaya bir sürü kalın iğne fırlattı. İğnelerin ucu trolle doğru yöneldi. Sonra sağ elini ileriye doğru hareket ettirdi. Bütün iğneler bir ok hızında trolle doğru uçtu.
Troll kendisine doğru uçarak gelen iğneleri görünce şaşkına döndü. Çok hızlı koşuyordu ve iğneleri fark ettiğinde artık çok geçti. Bütün iğnelerin çoğu trollün kalın, sert derisine… İç organlarına kadar derine sapladı. Troll aniden durdu, çirkin ağzından siyah kanı akıyordu. Boğuk bir sesle inledi ve sırt üstü yere yapıştı.
Lucas’ın eli hala havadaydı. Avucu yukarıya doğru bakacak şekilde açıktı. Avucunu yavaşça bir yumruk şekline getirdi. Bütün iğneler kendisine doğru geri döndü. Onları çantasına geri yerleştirdi.
Bu bölgede troll görmek onu şaşırtmıştı. Syatrillerle müttefik olduklarını biliyordu fakat burası insanların bölgesiydi… Savaşın bu kadar ilerlediğini tahmin etmemişti.



Syatril orduları komutanı Lutherus, gözünün önüne düşen siyah saçlarını elinin tersi yana çekti. Gözünün biraz üstünden başlayıp dik şekilde dudağının üstüne kadar inen bir yara izi vardı. Soluk beyaz tenli, uzun boylu ve yakışıklıydı.
Hızlı adımlarla savaş alanında yürüyordu. Sağ elini omzuna doğru kaldırıp kılıcının kınını kavradı. Kılıcı genişti ve uzunluğu neredeyse kendi boyu kadardı.
Neredeyse görülmeyecek kadar hızlı şekilde kılıcını çekip, onu doğru gelen kılıç darbesini kolaylıkla durdurdu ve bağırarak, kılıcıyla ona saldıran şövalyeyi inanılmaz bir güçle geriye doğru ittirdi. Şövalye geriye doğru düşerken, ona doğru koşmaya başladı. O kadar hızlıydı ki şövalye hala havadayken kılıcını onun göğüs kafesinin ortasına sapladı. Ve şövalye sanki yere çivilendi. Kılıcını cesetten çıkartıp, önünde duran 3 savaşçıyı saniyeler içinde biçerek ilerledi. Kılıcını kolaylıkla ve büyük bir ustalıkla hareket ettiriyordu. Etrafına göz gezdirdi. Harabeye dönmüş surlar arasında pek çok insan cesedi vardı. Çok az kayıp vermişlerdi. Bu neredeyse en kolay zaferleri sayılırdı. Fakat hala doğuya gönderdiği savaşçılarından haber gelmediği için sinirliydi.
Aniden gök gürledi ve yağmur yağmaya başladı. Yağmur ile karışmış kan kokusunu içine çekti… Mitrusel’e saldırmalarına çok az kalmıştı. “İnsanlar çok zayıf yaratıklar” diye geçirdi içinden.


Lucas neredeyse varmak üzereydi. Gökyüzüne baktı, sadece yıldızların ışığı vardı. Fark edilmemek için meşalesini yakamıyordu. Ormanda karşılaştığı trollden daha fazlası olabilirdi. Önünü zorluklada görse ilerliyordu. Gözleri yavaş yavaş karanlığa alışıyor ve görüşü artıyordu. Geçidin olduğu dağa vardı. Dağın üstünde gizli bir tünel vardı, buradan geçidin içine açılan gizli bir yol. Ellerini havaya kaldırdı. Etraftaki kayalar kıpırdamaya başladı. Kayalar titriyor ve yere çarpıyordu. Hepsi aynı anda havaya kalktı ve kendisine merdiven olacak şekilde dizilmeye başladılar. Kısa süre içerisinde çok mükemmel olmasa da işini görecek kadar güzel bir merdiven oluştu. Lucas’ın yüzünde çok olmasa da tatmin olmuş bir ifade vardı. Hızlıca basamakları çıktı ufacık bir delikten yukarıya doğru beyaz bir ışık yükseliyordu. Kayaları yerinden oynattı ve deliği kendisi geçebilecek kadar genişletti ve içeri girdi. Tünel çok dar ve nemliydi, zorlukla ilerlemeye başladı. Biraz ilerlediğinde akan şelalenin sesini duydu.
Yaklaştıkça faradrim savaşçılarının düşüncelerini duyabiliyordu, hepsi halinden memnun gibiydi. Şelalenin akan suları görünmeye başladı, şelalenin arkasında duruyordu. Telekinezi gücü ile şelaleyi kendisine gelmeyecek şekilde engelledi ve 2 tarafa doğru ayrılıp akan suyun arasından geçti. Faradrim savaşçıları aniden karşılarında Lucas’ı görünce şaşırdı. Hepsinin düşüncelerini duyabiliyordu Lucas. Yavaş adımlarla Faint Smile’ın yanına doğru yürüdü. “Umarım çok bekletmemişimdir, yolda bir troll ile karşılaştım. Nereden geldiğini bilmiyorum fakat dahası da olabilir”
Faint Smile pek şaşırmış görünmüyordu. Ateşin etrafına oturdular. Faint Smile Syatrillerin saldırısından bahsetti. “Çok kalabalıktılar, oradan geçtiğimizi nasıl bildiler?” Lucas bunun üzerinde düşündü. Sonra karşılaştığı trollü hatırladı. Onun bir casus olabileceğini düşündü… “Ormanda karşılaştığım troll… O bir casus olabilir. Yanında başkası olup olmadığını göremedim fakat başkası varsa, benimde nereye gittiğimi görmüş olabilir. Şafakta buradan ayrılmalıyız.” Zaten güneşin doğmasına 4–5 saat kalmıştı. İyi pişmiş, lezzetli balıktan bir ısırık aldı Lucas. Hayatında yediği en lezzetli balık olduğunu düşündü.
Faint Smile “Bizim içinde uygun olur” diye cevap verdi.


Sabahın ilk ışıkları ile yola koyuldular. Herkes iyice dinlenmiş görünüyordu. Yanlarına yeterince erzak aldılar. Lucas ve Faint Smile önden yürüyorlardı. Geçidin sonuna doğru yaklaştılar. Kendilerine kurulan tuzaktan habersizce… Lucas birden durdu. Herkes ona baktı.
“Sessiz olun ahmaklar, yanlarında bir draltin ustası var. Düşüncelerinizi duyabilir, fazla yaklaşmayın!” Konuşan trollün sesini duydu Lucas. “Tuzak kurulmuş! Dikkatli olun-“ sözü yarım kesildi, yukarıdan 2 çelik kafes üzerlerine düştü. Hepsi donup kaldı, kafesler kara büyü ile lanetlenmişti. Hiç biri en ufak şekilde hareket edemiyordu, sadece gözlerini kımıldatabiliyorlardı. Trollerin keyif çığlıkları yükseldi. İnsanların yanlarına doğru, kendilerinin çok akıllı olduğunu düşünen bir yüz ifadesi ile yürüyorlardı.
Lucas ve Faint Smile önden yürüdükleri için faradrim savaşçılarından farklı kafese hapsolmuşlardı. Lucas konsantre olmaya çalıştı. Yavaş yavaş tüm troll sesleri azalmaya başladı, sadece kendi nefes alma sesini duyuyordu. Tekrar beninin gittikçe hafiflediğini hissediyordu. Gittikçe yükseldiğini… Fısıltılar duymaya başladı, sanki her yerden geliyordu. Vücudundan tekrar ayrılmıştı. Geçidin çıkışından, gökyüzündeki girdabı gördü. Hızlıca hareket etmeye başladı. Ufakta olsa bir Niptaltine rastlama şansı olabileceğini düşündü.
Nipaltinler açık mavi renkli ten rengine sahip, zarif görünümlü ve çok bilgeydiler. Medeniyetleri dünyanın oluşumundan bile eskiydi. Hisleri çok kuvvetli ve barışçıl bir ırktı. Syatriller gibi onlarda güneş sisteminin, foton kuşağına girmesi ile birlikte dünyaya gelen bir ırktı.
Nipaltinler kimsenin bilmediği, gizli bir diyarda yaşıyorlardı. Barışçıl olmalarına rağmen gerçekleşen savaşlara seyirci kalamazlardı. Bu yüzden diplomaside yer alıyor, düzenin sağlanmasına yardımcı oluyorlardı. Fakat son günlerde Syatrillerin, insanlara düzenlediği saldırılar karşısında, insanların tarafına geçtiler.
Lucas hızlıca uçmaya devam etti, gücünün gittikçe tükendiğini hissetmekteydi. Arkasından bedenine doğru altın rengi bir ip uzanıyordu ve uzaklaştıkça daha da gergin bir hal alıyordu. Artık pes etmek üzereydi ki… Astral bir ejderhaya binmiş, gökyüzünde uçan bir Nipaltine rastladı. Normalde paralel evrendeyken kimse onu göremez ya da hissedemezdi ancak niptaltinler çok güçlü hisleri ile onu görebilirdi. “Yardım Et-“ diye seslendi Lucas… Ve aniden bedenine bağlı olduğu altın ip tarafından hızla geriye doğru çekilmeye başladı. Saniyeler içinde tekrar bedenindeydi.
“Taze insan eti!! Bir kaçını yesek sorun olmaz, ha ne dersiniz?” dedi aralarındaki en iri troll olan Doofus... İki elinde de neredeyse bir insan büyüklüğünde baltalar tutuyordu.
Geçidin çıkışından, altın renginde parlak bir ışık topu hızla içeriye doğru girdi, Doofus son anda kaçırabildi, iri kaslı vücudunu. Kafese çarpan ışık topu, kafesi toza çevirdi. Büyünün etkisinden çıkan Faint Smile ve Lucas hareket edebiliyordu. Lucas yere serildi. Paralel evrene geçmek onu çok yormuştu. Faint Smile, yerde yatan arkadaşının önene geçti. Troller çok kalabalıktı, onları tek başına yenmesine imkanı yoktu. Faint Smile’ın kalbi hızlıca çarpıyordu, her şeyi çok net görmeye başladı. Suratının tam ortasına doğru uçan bir bıçağı son anda fark etti. Sağ elini kaldırıp 2 parmağının arasında yakaladı bıçağı ve liderleri olduğunu düşündüğü Doofus’a doğru fırlattı. Troll acı içinde bir çığlık attı. Bıçak o kadar hızlı girmişti ki, sol kolunu delip geçmişti. Elindeki baltasını yere düşürdü. Parmakları titriyor ve üzerinden kan damlıyordu. Geçidin çıkışından 2 tane kocaman, şeffaf kol uzanıp Faint Smile ile baygın olan Lucas’ı kavrayıp dışarı doğru çekiyordu. Troller şaşkına dönmüşlerdi.
Lucas kendisini saran bir el tarafından çekildiğini hissetti, gözlerini azda olsa aralayıp baktı. Bulanık görüyordu. Gittikçe uzaklaşan geçidin çıkışına doğru bakıyordu. Son kez geçidin içine doğru dikkatle bakıp parmaklarını yukarıya doğru oynattı ve gözleri kapandı.



Written By: Ömer Güleryüz
Yardımlarından Dolayı "TuruMaji(Beran Gürleme, Biltan Gürleme)" ye özel olarak teşekkürlerimi sunuyorum. ^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 11 Tem 2009 0:43, Değiştirme: 02 Eyl 2009 16:25 (Toplamda 5 kere)
FaintSmile
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 13 Nis 2009
Mesajlar: 825
Favori Anime & Manga: Death Note, Naruto, Full Metal Alchemist(+Brotherhood), One Piece, Steins Gate
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Samanyolu Galaksisi
Teşekkür: 622

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Okumaya üşeniyorsunuz Dimi ^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 11 Tem 2009 18:52
lantis^^
Mangaka
Mangaka



Kayıt: 15 Hzr 2007
Mesajlar: 1,394
Cinsiyet: Kız
Nerden: istanbul'dan orda diilsem elfler diyarından...
Teşekkür: 19

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
özenmiş olduğun çok belli...çok güzel, belki bölümleri biraz daha kısa tutarsan daha rahat okunur...

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 11 Tem 2009 22:24
hizashi
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 11 Hzr 2008
Mesajlar: 795
Tanıtımlar: 2
Nerden: In my coffin
Teşekkür: 15

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Çok güzel, çok akıcı... Zevkle okudum, fakat bölüm içinde biraz daha paragrafa yer verirsen okunması çok daha kolay olur ^^


En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 12 Tem 2009 13:46
Tifa
Mangaka
Mangaka



Yaş: 23
Kayıt: 26 May 2009
Mesajlar: 2,192
Tanıtımlar: 52
Favori Anime & Manga: Tengen Toppa Summer Wars M.S Gundam 00
Cinsiyet: Kız
Nerden: Cybertron
Teşekkür: 1413
Uyarı: 1

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Güzel olmuş.Bende büyük bir hayranlıkla okudum. Gülücük Dağıtıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 12 Tem 2009 13:52
Near's Toy
Mangaka
Mangaka



Yaş: 24
Kayıt: 25 Eyl 2008
Mesajlar: 1,210
Cinsiyet: Kız
Nerden: Black Order... Off yeni görevden geldim çatmayın kardeşim!
Teşekkür: 9

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Evet, bölümler daha kısa olsa hem daha merak uyandırıcı da olur. Gülücük Dağıtıyor
Ama yazın güzel. *-* Gayet akıcı olmuş. Devamını dilerim.


''Haruki suzukeru, Allen!''
''Zavallı şeytan, ruhunun kurtarılmasına izin ver!''
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 12 Tem 2009 22:18
FaintSmile
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 13 Nis 2009
Mesajlar: 825
Favori Anime & Manga: Death Note, Naruto, Full Metal Alchemist(+Brotherhood), One Piece, Steins Gate
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Samanyolu Galaksisi
Teşekkür: 622

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Yorumlar için teşekkürler arkadaşlar. 3. bölümü de yazıyorum ^^

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 13 Tem 2009 17:56
ReiLa~
Mangaka
Mangaka



Yaş: 26
Kayıt: 06 Şub 2008
Mesajlar: 1,346
Teşekkür: 34

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
gerçekten akıcı bi fanfic
özellikle anlatımın betimlemen hoşuma gitti
umarım en kısa zamanda gelir devamı Gülücük Dağıtıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 18 Tem 2009 19:49
FaintSmile
Mangaka
Mangaka



Yaş: 27
Kayıt: 13 Nis 2009
Mesajlar: 825
Favori Anime & Manga: Death Note, Naruto, Full Metal Alchemist(+Brotherhood), One Piece, Steins Gate
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Samanyolu Galaksisi
Teşekkür: 622

Durumu: Çevrimdışı

Foton Kuşağı / 6. Bölüm / 3. Sayfa Konu: Yanıt: Foton Kuşağı; Büyük Direniş Alıntıyla Cevap Gönder
Bölüm 3






Lucas kendini çok rahat hissediyordu. Hafifçe gözlerini araladı, odada mavimsi bir ışık vardı. Yavaşça doğruldu, çok yumuşak bir yatağın üstünde olduğunu fark etti. Başı çok ağrıyordu, elini başına götürdü.
“Günaydın Efendi Lucas, kendinizi nasıl hissediyorsunuz?” dedi yatağın yanandaki, kanepede oturan nipaltin. Yüzünde garip bir gülümseme ile. Lucas kendine yeni geliyordu. “Teşekkür ederim, çok iyiyim… Arkadaşım nerede?” diye sordu. Nipaltin ayağa kalktı. “Arkadaşınız çok iyi efendi Lucas, şu anda yemek salonunda. Kendinizi hazır hissettiğinizde sizde bize katılabilirsiniz” Yavaşça arkasını dönüp odadan dışarıya çıktı ve merdivenin basamaklarını yavaşça indi.
Lucas en son hatırladığı şeyi düşündü. Bir şeyin onu çektiğini ve gökyüzüne havalandığını görmüştü. Kalan son gücüyle faradrim savaşçılarının olduğu kafesi kaldırmaya çalışmıştı lakin ondan sonrasını hatırlamıyordu. Gözlerini açtığında, Menekşe gibi kokan bir odada, kuş tüyünden daha yumuşak ve krem rengi bir yatakta bulmuştu kendini. Nipaltinlere gerçekten minnettardı. Eğer gökyüzünde karşılaştığı nipaltin olmasaydı troller hepsini yemiş olurdu. Birden aklına kendisini kurtaran nipaltin geldi. Yüzünü gözünün önüne getirmeye çalıştı. Onu kurtaran kişiyi düşündü… “Sanırım bir dişiydi.” Diye geçirdi içinden. Artık yeterince dinlendiğine karar verip ayağa kalktı. Odanın çıkışına doğru yürüdü. Muazzam bir manzara ile karşılaştı. Gökyüzü pembe ve turuncu tonlarına bürünmüş, güneş batmak üzereydi. Birkaç adım daha atıp, aşağıya doğru baktı, 10 metre kadar aşağıda berrak bir göl ve etrafında nipaltinlerin yerleşimleri vardı. Her şey çok mükemmel görünüyordu. Mermerden zeminin ve duvarların üstünde işlenmiş sarmaşık motiflerine dikkatini çekti. Tüm şehri boydan boya sarıyordu ve altında altın işlemelerle, bir yazı yazıyordu. “laita nórë an úmëanurta, turyána úvavarya” Ortak lisanda şöyle der; “Bu diyar, kötülüğe karşı kutsanmıştır”
Lucas merdivenleri inmeye başladı. Basamaklar geniş ve mermerdendi. Üzerlerine altın sarısı renginde kurumuş söğüt ağaçlarının yaprakları dökülmüştü. Artık güneş batmış, yıldızlar siyah gökyüzünde yerlerini almıştı. Sağ ve sol tarafında 2 süs havuzu, tüm yol boyunca uzanıyor ve yıldızların ışığını yansıtıyordu. Burnuna çok hoş yemek kokuları gelmeye başladı. Fırından yeni çıkmış ekmeğin ve nefis etlerin kokusunu içine çekti… Lucas nihayet salona varmıştı. Faint Smile’ın yanında onun için boş bir sandalye ayrılmıştı. Yerine oturup “İyi Akşamlar Dilerim” dedi. Nipaltinler başlarını öne doğru eğerek selamladılar. Çok zarif ve düşünceli bir ırktılar. Lucas kendisini kurtaran nipaltinle göz göze geldi. Hatırladığından daha da güzel olduğunu düşündü.
Birden aklına geldi. Sessiz bir şekilde sordu. “Savaşçılar… Onlara ne oldu?” Faint Smile endişeli bir ifade ile “Kafesi havaya kaldırmayı başardın fakat ondan sonrasını bilmiyorum. Umarım hayattadırlar.” Dağ çilekli nipaltin ekmeğinden bir ısırık aldı. Çok hoş bir tadı vardı. Sonra tahta bardağa uzandı ve bir yudum aldı, içindekinin ne olduğunu bilmiyordu fakat kokusunu beğenmişti. Lucas nipaltinlerin düşüncelerini çok uğraşmasına rağmen duyamıyordu. Herkes yemeğini bitirdikten sonra nipaltinlerin lideri ayağa kalktı. Onun kalkması ile masadaki tüm nipaltinlerde ağaya kalktı. “Afiyet olsun” dedi ve sofradan ayrıldı. Lucas ve Faint Smile salonun yan kapısından dışarı çıktılar. Gökyüzü buradan çok net görünüyordu. Yüzlerine ılık bir sonbahar rüzgârı esti. Lucas’ın bir nipaltinle karşılaşması gerçekten büyük bir şanstı, hayatlarını onlara borçluydular. Onu kurtaran kişinin şimdi nerede olduğunu merak etti.
Faint Smile’ın burnuna çok hoş bir koku geldi ve arkasına döndü. Orta boylu, güzel bir nipaltin yaklaşıyordu. Okyanus mavisi çok güzel gözleri, pembemsi bir teni vardı. İnsanlar her zaman nipaltin bayanlarına ilgi duymuştu. “Efendi Felnus, düzenlediği toplantıya sizinde katılmanızı istedi. Lütfen beni takip edin.” Konuşan kişi onların hayatını kurtaran nipaltindi. Lucas ve Faint Smile takip etmeye başladılar. Yemek salonunun avlusundan uzaklaşıp, geniş bir tünele gelmişlerdi. Tünelin tamamı mermerdendi, duvarlarında sarmaşıklar yükseliyor ve tüm tüneli kaplıyordu. Sarmaşıkların arasından çıkan lambalar tüneli yeşilimsi loş bir ışıkla aydınlatıyor. Tünelin sonuna vardıklarında gözlerini beyaz bir ışık kamaştırdı. Gözleri ışığa alıştıktan sonra, yavaş yavaş nesneler belirginleşmeye başladı. Karşılarında dev bir ağaç vardı. Bu ağaç insanlar arasında Yaşam Ağacı olarak bilinen efsanevi bir ağaçtı. Ağacın birçok dalı vardı ve her dalında birçok farklı meyve vardı. Lucas ve Faint Smile hayranlıkla bakakaldılar. Ağacın sağ tarafında 6 sandalye dizilmişti. Boş olan sandalyelere oturdular. Lucas oturanlara bir göz attı. Baş sandalyede Efendi Felnus, yanında hayatlarını kurtaran kişi… Nipaltin büyücülerinin lideri Valenf oturuyordu. Onunda yanında Lucas’ın Işık Yoldaşlığından tanıdığı usta bir büyücü olan Noldwire oturuyordu. İnsanlar büyü kullanmayı nipaltinlerden öğrenmişlerdi. Bu şerefe laik görülen pek az insan vardı. Lakin bu güce laik görülen insanların bazıları, büyülerini kötülük için kullanıp nipaltinler tarafından lanetlenmişlerdi. En son sandalyede oturan kişi Kızıl Göz Paladinlerinin lideriydi. Kızıl Göz Paladinleri adalet için savaşırlar ve isimleri kullandıkları teknikten gelirdi. 1 Kızıl Göz Paladin’inin, 50 savaşçıya bedel güçte olduğu söylenirdi.
Lucas ve Faint Smile boş olan 2 sandalyeye oturdular. “Hoş geldiniz dostlarım… Burada toplanma amacımız, Syatrillerin büyüyen karanlık gücü. Ardı ardına işkâl ettikleri şehirler ve ölen insanların sayısı gittikçe artıyor. Mitrusel’e saldırmaya hazırlanıyorlar.“ dedi Efendi Felnus. Ciddi fakat yorgun bakışları ile. Nipaltinlerin en yaşlısıydı fakat orta yaşlardaki bir insandan daha genç görünüyordu. “Lakin tüm umutlar tükenmiş değil. Bu yolculuktaki amacımız Tulsalk’ın tamamlayamadığı görevi yerine getirmekti. Syatriller…-” Derin bir nefes alan Lucas konuşmasına devam etti. “Syatriller güçlerini karanlıktan alıyorlar ve güneş ışığını engelleyebilmelerini sağlayan büyülü bir taşa sahipler.” Sıkmış olduğu yumruğunu gevşetti. Efendi Felnus çok sakince araya girdi. “Syatrillerin sahip olduğu büyülü taştan, yani Baltrix’den bir süredir haberdarız. Büyücü kralı Faelron büyük bir tamahkârlık ile ruhunu feda ederek yarattı Baltrix’i. Baltrix den ayrılan 13 parça Syatril komutanlarına verildi. Bütün parçalar, Frezul’daki büyücü kral Faelron’un taşıdığı Baltrix ile görünmez bir bağ ile bağlı. Eğer Baltrix yok edilirse bütün parçaları da yok edilmiş olur. Lakin asıl Baltrix’in tek gücü karanlığı kontrol etmekten fazlası olabilir, ne kadar güçlü olduğunu tam olarak bilmiyoruz.” Faint Smile, kendilerine kurulan tuzağı hatırladı. Syatrillerin hepsini öldürmüşlerdi. “Darkwood ormanındayken saldırıya uğradık. Saldıran bütün Syatrilleri bir güzel kılıçtan geçirdik. Baltrix’in parçalarından biri onların liderindeydi. Onu öldürünce dumana dönüşüp ortadan kayboldu ve boynunda asılı duran koyu lacivert taş yere düştü. Elimi uzatıp ona dokunduğumda, toza dönüşüp rüzgârla savruluverdi.” Az çok nedenini tahmin edebiliyordu. “Baltrix’in parçaları sadece efendisinin seçtiği kişilere hizmet eder. Bu yüzden gördüğünüz Baltrix, taşıyıcısı öldükten sonra yok oldu.” En son sandalyede oturan Paladin Liderinin ismi Melovyn di. Tamamı gümüşten bir zırh ve gümüş renginde bir pelerin giyiyordu. İki bacağının arasına Claymore’unu saplamıştı. Çift elli bir kılıç gibi gözükse de, tek elle de kullanılabiliyordu ve göründüğünden daha hafifti. Kılıçlarını hiçbir zaman yanlarından ayırmazlardı. “Tulsalk’ın yarım kalan görevini tamamlamaktan bahsetmiştiniz Draltin Ustası Lucas… Bu görev Baltrix’i yok etmek miydi?” Lucas başıyla onayladı. Efendi Felnus “Syatrillerin durdurulması için Baltrix’in yok edilmesi gerekiyor. Bu hususta size yol göstermesi için Noldwire’i çağırdım.” dedi. Lucas, Noldwire’in çok yetenekli bir büyücü olduğunu biliyordu. Tanıdığı birisinin kendilerine yol göstereceğini duyduğu için memnundu. Melovyn endişeli görünüyordu. “Frezul’a elimizi kolumuzu sallayarak giremeyiz. Karanlık kalelerini sadece syatriller beklemez, orada hiç uyumayan bir şey var. Her taraf buzlar içerisindedir ve hava insanın içini donduracak kadar soğuktur. Bu tam bir ahmaklık!” Valenf kızgınlıkla ayağa kalkarak “Efendi Felnus’un laflarını duymadınız mı? Baltrix yok edilmeli.” Melovyn sakince sordu. “Peki ya başaramazsak?” Faint Smile içini çekti. Faradrim savaşçıları korkusuz savaşçılardı ve hiçbir tehlikeden korkmazlardı.
“Bu tek seçeneğimiz, Baltrix yok edilmek zorunda. Bunu insanlığın kaderi için başarmak zorundasınız.” Diye cevap verdi Efendi Felnus ve konuşmasına devam etti. “Şerrin engellenmesi için bu görevi kabul ediyor musunuz?”
Efendi Felnus herkesin gözlerine dikkatlice baktı. Lucas, Faint Smile, Melovyn ve Noldwire aynı anda “Ediyorum” dediler.
“4 Yoldaş… O halde sizinki, Umut Yoldaşlığı olacak” dedi Efendi Felnus yüzünde tatlı bir gülümseme ile.

Yanlarına gidecekleri uzun yolda yemelerin için alabildikleri kadar Nipaltin ekmeği ve su aldılar. Nipaltin ekmekleri çok doyurucu ve aynı zamanda lezzetliydi. Efendi Felnus gitmeden önce Noldwire’e yeşil bir tılsım verdi. “Zor bir durumda kaldığınızda, tılsımın ortasındaki küre şeklini 3 kez çevirin ve bekleyin.”
Valenf kolları iki yana sonuna kadar açık şekilde ve başını yukarıya çevrilmiş ve gözleri kapalı şekilde, büyülü sözcükleri mırıldanıyordu. “Alta ando carcilya lelyanórë polsérë” Kulağa bir şarkı gibi geliyordu söylediği sözler. Tam karşısına bakarak, iki elini birbirine hızlıca çarptırarak birleştirdi. Aynı anca çok şiddetli bir çınlama sesi çıktı, aniden rüzgâr esmeye başladı fakat tek bir noktaya doğru esiyordu. Tam olarak baktığı yerde rüzgâr, mavi ve beyazımsı bir renge bürünmeye başladı, yavaş yavaş elips şeklinde bir geçit şekillendi ve rüzgâr ve çınlama sesi kesildi. “Hadi içine girin, çok fazla açık tutamam” Hepsi son bir kez geriye baktıktan sonra geçide doğru yürümeye başladı. Geçide yaklaştıkça, geçide doğru çekildiklerini hissediyorlardı. Sırayla geçitten içeri girdiler. Şiddetle aşağıya doğru kayıyorlardı. Yüzmek gibi bir his veriyordu fakat mide bulandırıcıydı. En azından ilk sefer ışınlananlar için.




Written by: Ömer Güleryüz
Kızıl Göz Paladini için bulduğu isimden dolayı Oğuz Hendem'e teşekkür ediyorum ^^

ilk 2 bölümde bir kaç yerde oynama yaptım arkadaşlar. Birazda renklendirdim ^^ Uzun yazıları okumaya üşendiğiniz için Gülücük Dağıtıyor

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger Anime Listesi 26 Tem 2009 4:07, Değiştirme: 26 Tem 2009 4:25 (Toplamda 6 kere)
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder Sayfaya git: 1, 2, 3, 4, Sonraki
1. sayfa (Toplam 4 sayfa) [ 33 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız