Meleklerin Şarkısı
Anime Manga Forum -> Fan Fiction

 
Yazar Mesaj
anastasiadragon1
Yeni Otaku
Yeni Otaku



Yaş: 21
Kayıt: 30 Mar 2013
Mesajlar: 4
Favori Anime & Manga: anime : death note,, pokemon manga : death note
Cinsiyet: Kız
Teşekkür: 1

Durumu: Çevrimdışı

Meleklerin Şarkısı Konu: Meleklerin Şarkısı Alıntıyla Cevap Gönder
Hikaye Matt/Mello çiftini konu alıyor, slash ve spoiler içerir. Ayrıca küfürden hoşlanmıyorsanız okumayın.
İyi okumalar. Okurken TATO-30 minutes'i dinlemenizi tavsiye ederim. Gülücük Dağıtıyor
MELEKLERİN ŞARKISI
"M-Matt... Matt...-"
Matt sanki daha iyi duymasına yardımcı olabilecekmiş gibi, elindeki telefonu kulağına daha fazla bastırdı. "Mello? Hey Mello, ne oldu?"
Telefonun diğer tarafından gelen ses oldukça boğuk ve acı çekiyor gibiydi, kelimeler zorlukla anlaşılabiliyordu. "Ma-Matt... Bo-bom-bomba...patladı."Mello'nun sesi aniden kesiliyorken Matt kocaman olmuş gözlerle yerinde doğruldu ve boğazına takılan oldukça büyük yumruya aldırmadan konuşmaya çalıştı. Mello'nun kesik kesik gelen nefes alış-verişlerini duyabiliyordu hala.
"Mello, b-bana nerede olduğunu söyle. N-neredesin?"
Kesik nefes alış-verişleri ve ikisine de saatler gibi gelen birkaç saniye sessizlik.
"Ev...-" Mello zorlukla nefes aldı. "Ev'den bir-birkaç m-met-metre ötede b-bir..-"
"Mello?"
"..."
Matt elindeki telefonu bırakmadan hızla masaya ilerledi ve arabasının anahtarıyla birlikte Mello'nun ona verdiği silahı belindeki kemere takarken telefona bağırdı. "Geliyorum! Bek-bekle! Geliyorum, bekle."
"... Ça-çabuk ol..."
"Tamam. Sen sadece ölmemeye bak."
"..."
Matt üzerine montunu bile almadan kapıdan fırlayıp arabasına atlarken aklında bir sürü şey uçuşuyordu ama en ağır basanı korkuydu. İşin aslı şu ki Matt hayatında pek az şey için korkmuştu ve evet, çoğusu Mello yüzündendi.
Mello, yine o lanet olasıca, başını belaya sokmuştu. Büyük ihtimalle de tam manasıyla gebermek üzereydi, Matt'in elleri deli gibi titriyordu, anahtarı
deliğe sokmakta bile zorluk çekiyorken sağlıklı düşünmesi olası bile değildi.
Arabayı çalıştıramadı.
"Siktir. Tam zamanı."
Kulaklarında Mello'nun boğuk sesi yankılanıyor, onu kurtarması için yalvarıyorken anahtarı çıkarıp bir kez daha taktı ve frene tüm gücüyle bastı, siyah araba bulutsuz gökyüzünde siyah bir egzoz bulutu bırakarak ilerlemeye başladı.
...Artık hiç şüphem kalmadı, Mello. Tanrı cezanı verecek. Vermeli...
...Kes, Matt....
...Sen hayatımda tanıdığım en iğrenç insansın....
....Bana katlanmak zorunda değilsin. Seni tutmadığımı bilmeni isterim...
....Seni...Piç….
Matt durmasını bildiren kırmızı ışığa aldırmadan son hızla yeşil ağaçların, evlerin, kafelerin önünden geçerken yüzü terden sırılsıklamdı ve belindeki tabanca oturuyor olmasına rağmen çok ağırlık veriyordu. Ev'e ulaşana kadar geçen 10 dakika ise 10 saatten fazla gibi gelmişti.
Ev paramparçaydı ve dağılmış, kırılmış ve dökülmüştü. Gazeteciler birkaç fotoğraf çekmenin derdindeyken polis Ev'in çevresini sarmış, içeriden tanınmaz haldeki yanmış cesetleri çıkarıyordu.
Matt arabasından indi ve Ev'e bir kez daha bakmadan en yakındaki yapıya doğru koştu. 3 katı olan ve bej rengi boyası uzun zaman önce bayağı bir soyulmuş olan bir apartmandı bu. Büyük ihtimalle içinde kimse yaşamıyordu. Bu civardaki binalar genellikle boştu.
Zaman kaybetmeden binanın içine daldı. Yaralı haldeki Mello'nun yukarı katlara çıkmış olabileceğini hiç sanmıyordu, bu yüzden bodrum kata koşturdu.
Oradaydı işte.
Kırık pencereden sızan ışık karanlığı az da olsa yarıyor, Matt'in, yerde vücudunun sağ tarafı kanlar içinde, yanık olduğu belli, kıpırtısız yatan Mello'yu görebilmesine yetiyordu.
Hemen Mello'nun üzerine eğildi ve titreyen elleriyle genç adamın nabzını kontrol etti. İsa'ya şükür, atıyordu. Mello henüz ölmemişti.
Matt, onu yapabildiği en hızlı yolla Mello'yu kucağına aldı, onun bu kadar ağır olmaması gerekiyordu, 55 kilodan fazla değildi ki Mello, neden bu kadar zorlanıyordu Matt, yürümekte ?
Kucağındaki bedenle birlikte binadan çıktı, herkes patlayan Ev'in başına üşüştüğü için zaten tenha olan sokak bomboştu ama Matt arabasını telaştan dolayı Ev'in karşısında bir yerlere bırakmıştı, bunun için kendine küfretti ve Mello'yu bir çalılığın arkasına gizledikten sonra arabasına koştu.
Biraz daha geç kalırsa Mello belki de ölecekti. Bu düşünceyle ürperdi ve arabaya biner binmez gaza bastı. Üzerinin kan içinde olduğunu ise Mello'yu alıp arka koltuğa yatırana kadar farketmedi.
Onu hastaneye götüremezdi. O halde ne yapmalıydı? Kendisi az çok ilkyardım bilmemnelerini biliyordu, ama Mello'ya ilkyardım uygulamaya kalkarsa onu öldürürdü, büyük ihtimalle.
Ah, beyni durmuştu.
Eve bir doktor çağırıp kafasına silah dayadıktan sonra sessiz kalması için avcuna yüklü bir miktar para tıkıştırabilirdi. Evet, bunu yapabilirdi işte.
İki katlı ahşap evin önüne geldiğinde durdu ve Mello'yu üst kata çıkardı. Onu yatağın kanlanacak olduğunu bilmesine rağmen küçük beyaz yatağa yatırdı ve tanıdığı en iyi doktoru aradı.
Birkaç saat sonra Mello'nun yaraları temizlenmiş ve sarılmıştı, bu haliyle canlı ve sarışın bir mumyayı andırıyordu tam olarak. Çok şükür ki kalbi atmayı kesmemiş, dayanmıştı. Ama patlamanın etkisiyle yüzünün sağ tarafı yaralanmıştı. İz kalacağı kesin bir gerçekti.
İz mi, Matt için ne farkederdi ki?
Bir sandalye çekti ve Mello'nun başucuna oturdu. Dipsiz bir mavi olduğunu bildiği gözler kapalıydı şimdi, biliyordu Matt, o gözler açılacak ve tekrar kendisine bakacak, tekrar Matt'i mutlu edecekti.
"Mello... Az kalsın ölüyordun.
"Patlamadan, ekipten sadece sen kurtulmuşsun. O bombayı senin attığına kalıbımı basabilirim."Durdu ve ellerine gömdüğü başını kaldırıp gözlerini genç adamın sargılı ve renksiz suratında gezdirdi."Tahmin edeyim, bunu yapman gerekiyordu. Tamam, tamam. Sana hak veriyorum tabii ki. Bu şekilde en azından bir kurtulma şansın vardı." Boğazı düğümlendi. "Ama... Ama ölebilirdin de.
"Ölebilirdin, Mello. Kendini tehlikeye atmaktan vazgeçmelisin." Ceplerini yokladı Matt, ve bir sigara çıkarıp yaktı. "Ölmeni istemiyorum. Hele ki sana... Sana söyleyemeden."
Sigarayı dudaklarının arasına sıkıştırıp bekledi ve siyah eldivenli elinin parmaklarını birbirine geçirdi. "Umarım söylediklerimi duymuyorsundur. Yoksa çıram yandı demektir." Ağzında sigara varken konuşabilmek yılların Matt'e kazandırdığı bir yetenekti ama sigarayı ağzından alıp dumanı havaya üfledi, içindeki korkuyu, mutsuzluğu üflermiş gibi.
"Yıllardır tanımana rağmen adını bile bilmediğin birine, dur, hatta çemberi biraz daha daraltalım, en yakın dostuna," Mello'nun kapalı dudaklarına bakıp güldü. "aşık olmanın nasıl bir duygu olduğunu sana açıklamaya uğraşacak değilim. Beni tanırsın sen.
Merak ediyorum Mello." Genç adamın yüzüne eğildi ve mırıldandı. "Seni sevdiğimi yüzüne söylesem ne tepki verirdin?" Sigarayı ağzına götürdü ve içine çektiği zehri Mello'nun dudaklarına üfledi.
"Beni kabul eder miydin?"
Sigarayı çevirerek parmaklarının arasında döndürüyorken kızıl kaşları çatılı, boşta olan elini Mello'nun karışmış saçlarına götürdü.
"Yoksa beni red mi ederdin? Yüzüme silahını mı doğrulturdun? Favori hareketin nasıl olsa."
Matt sırtını dikeltti ve sandalyesine yaslandı.
"Siktir et." Sigarasını dudaklarına yaklaştırdı ve mırıldandı kendi kendine. "Ne düşüneceğin umrumda değil. Ve ne düşüneceğim de umrunda değil. Uyumaya devam et."
Gözlerini yumup başını geriye atarken dumanı havaya üfledi ve mırıldandı. "Uyumaya devam et, Mello. Ben beklerim. Sen sadece uyu."
***
Olaydan iki gün sonra Mello gözlerini yeniden açtı ve gördüğü tek şey karanlık oldu, bunun sebebi ise suratının yarısından fazlasının bir bezle sarılı olmasıydı.
Gözlerini açmak için ellerini kullanmaya çalıştı ama sol kolu çok acıyor, yanan yüzünün acısıyla birleşince dayanılmaz bir hal alıyordu.
"Hey!" diye seslendi ve bu çıkan sesin kendisine ait olduğunu idrak etmesi saniylerini aldı. "Hey dedim!"
Mello sağ elini yavaşça suratına götürdü ve gözlerini örten bezi açmaya başladı. Parmakları çıplak tenine temas ettiğinde dudaklarından bir tıslamayla birlikte ana dilinden"ScheiB!" kelimesi kaçtı.
Patlamada bu kadar kötü yaralanması... Ah, diye geçirdi içinden. Siktir.
Konuşmayı kesti ve acıya aldırmamaya çalışarak sargı bezleriyle cebelleşmeye devam etti. Açamayacağını bilse de.
"Lanet sargı bezi. Otoyoldan daha uzun."
"Boşuna uğraşma ve kafanı yastığa koyup bekle."
Genç adam sarı kaşlarını kaldırıyorken, bunun bile acı verdiğini farketti ve dudağını ısırdı. "Matt."
"Mello. Ölmemişsin?"
"Sus da şu sargı bezlerini aç."
Kızıl saçlı genç adam iç çekti ve Mello'ya yaklaştı. Mello şuan göremese de dudaklarında ufak bir tebessüm vardı, Mello'nun uyanmış olmasının getirdiği mutluluk vardı.
"Tamam," dedi, genç adamın sarı saçlarını eliyle başının üzerinde toplayıp sargıyı açmaya başlarken eli Mello'nun suratına sürtündü, ama yanık sadece sol tarafta olduğu için bu acı vermedi.
"Evet. Oldu işte."
Mello nihayet gözlerini gerçekten açabildiğinde Matt dümdüz suratına bakıyor, sanki onu inceliyordu.
"O kadar kötü mü görünüyorum? Hayır, buna cevap verme."
"Kızlar yüzünde yara izi olan çocukları sever."
"Bu moralimi düzeltti işte." Kendini gülümsemeye zorladı Mello, ve bakışlarını Matt'e kaldırdı. "Bana bir ayna verir misin? Ve çikolata."
Matt hızlıca başını sallayıp odadan çıkarken Mello düşünceleriyle baş başa kaldı.
Yüzünün nasıl göründüğu umrunda bile değildi. Onu tek korkutan şey, Matt'in artık yüzüne bakmak istemeyeceğini düşünmesiydi. Hızlı nefesler aldı ve gözlerini yumarak başını yeniden yastığa yasladı, Matt'in ona ayna ve çikolata getirmesini bekledi.
"Al bakalım yaralı çocuk," dedi Matt ve aynayı Mello'nun sağ eline bıraktı.
Sarışın genç adam elindeki aynayı tereddütle yüzüne kaldırıyorken Matt'e bir bakış gönderiyor, Matt ise sadece onu izlemekle yetiniyorken Mello gördüğü kendi görüntüsü karşısında nefesini tuttu.
Bu yüz gerçekten onun muydu?
Elinin titrediğini Matt'den gizlemeliydi, evet, Matt zayıflığını görmemeliydi.
"Çikolata?" diye sordu Matt,ve Mello'nun sessizliğini böldü. Genç adamın ne kadar sarsıldığını görünce bundan rahatsız olmuştu çünkü.
"Ha, evet." Mello aynayı beyaz çarşafın üzerine bırakıp çikolatayı aldı, sonra yüzünü tekrar Matt'e çevirdi.
"Ve Matt... Teşekkürler."
Matt, sandalyeye oturdu ve ayaklarını Mello'nun yatağına uzatıp arkasına yaslandı, genç adamın keskin mavi bakışları arasında mırıldandı.
"Bombayı sen attın."
"Evet,"diye fısıldadı Mello ve gözlerini Matt'ten çekip pencereye baktı doğrudan. "Ve bunu konuşmak istemiyorum."
"Pekala. Nasıl istersen."Matt komedine bıraktığı PS yi eline alırken daha fazla konuşmadı, sadece ortamdaki boğuk ve gergin havayı solumaya devam etti.
*** (birkaç gün sonra)
Matt Mello'nun baş ucunda uyuya kalmışken sarışın genç adam düşünüyordu.
Matt'in bu kadar tuhaf davranmasının sebebi ne olabilirdi?
Elini sarı tutamlarından geçirdi ve derin bir nefes aldı. Sanki yara izi değil de, kalbindeki yanıklar acıyordu.
Ailesi uzun süre önce ölmüş ve onu bu dünyada yalnız bırakmıştı ve şuan bildiği, hissettiği tek bir kişi vardı, Matt. En iyi arkadaşı ve ilk aşkı.
Çikolatasından ısırdı ve çiğnerken gözlerini yumdu. Hayat neden bu kadar acı vermek zorundaydı?
Matt, büyük ihtimalle yüzüne bakmaya katlanamıyordu. Doğru ya, daha kendisi aynaya bakıp kendi görüntüsünden tiksirken Matt'in onu sevmesini bekleyemezdi.
Boğazına bir yumru oturmadan önce çikolatayı yutmayı başardı ama gözlerinde akmak üzere sıraya geçen yaşları tutmayı başarması daha uzun zamanını aldı.
"Matt," dedi sadece kendi duyabileceği bir sesle ve gözlerini kapanmış gözlere sabitledi. "Hayatının içine ettim. Üzgünüm."
Evet, Matt'in hayatı altüst ettiği doğruydu. Bu Kira olayına Mello yüzünden bulaşmıştı, Matt.
"Ve seni sevdiğim için, " Sustu ve lanetli yaşamına içinden küfrederken gözlerini Matt'ten ayırmaya çalıştı. "Piçin teki olduğum için üzgünüm."
Gözünden bir damla yaş düştü, yanaklarında ıslak bir iz bırakırken yarası sızladı.
Bu kadar duygusal olmaktan nefret ediyordu.
O sırada Matt kıpırdanarak yavaşça eğmiş olduğu başını kaldırdı ve kendine doğrudan bakan Mello ile göz göze geldi.
"Hey," dedi kaşlarını çatarken ve ayağa kalktı. Mello ise kıpırdayamıyor, öylece durup Matt'e bakmaya devam etti.
"Mello." Mello nihayet başını diğer tarafa çevirebildiğinde Matt sarı saçlarını okşadı. "Mello, bak bana." Herhangi bir hareket olmadığını görünce yineledi. "Lütfen, Mello."
Genç adam kendine küfrediyor, zamanlamasını lanetliyorken mecburen başını hafifçe kaldırdı ve Matt'e döndü yavaşça. "Yalnız kalmak istiyorum, Matt."
"Mello, lütfen."Ellerini sarı saçlardan genç adamın omuzlarına indirdi. İçinde kabaran merak duygusu ve Mello'yu 10 yaşından beri ilk defa ağlarken görmenin şaşkınlığı vardı.
Mello'dan cevap gelmeyince yatağa tırmanarak genç adamın yanına uzandı. Ona bu kadar yakın olmak heyecan verici olsa da şuan kendi duygularını ön planda tutmaması gerektiğini biliyordu.
Mello nefesini tuttu. "Ne yapıyorsun?" Kalp atışları ve nefes alış verişleri hızlanırken yumruklarını sıkmakla birlikte istemsizce gözlerini kapattı. "Matt?"
Kızıl saçlı genç adam dudaklarını birbirine bastırdı. "Yüzünü bana döner misin?" sakince sordu. "Sadece konuşmak istiyorum. 10 dakikalığına, yatakhanelerinde, yataklarına uzanıp dertleşen iki çocuk olmak istiyorum, Mello."
Mello mavi gözlerini açarak pencereye dikti. "Ben artık o masum çocuk değilim. Sen de oyun arkadaşım değilsin." Duraksadı. "İkimiz de büyüdük."
Ve o anda, Matt'in içinde bir parça kırıldı. "Biliyorum," diye mırıldandı ve yüzüne düşen kızıl tutamlara nefesiyle üfledi. "Ama... Hala arkadaşız."
Arkadaş...
Mello daha fazla diretmedi ve tek harekette soluna döndü.
"Arkadaş ha?" Güldü acımasızca, Matt'e acımadan ve kendine acımadan. "Sen kendine benim arkadaşım mı diyorsun, daha yüzüme bakmaktan iğrenirken?"
Matt'in gözleri kocaman olurken yüzü tuhaf bir hal aldı. Ama ikisi de başlarını beyaz yastıktan bir santim bile kaldırmadı.
Matt dudaklarını dişledi. "Mello-"
"Bana yalan olduğunu söyleyemezsin!" Matt'in elini yakaladı ve yüzündeki yara izine götürüp bastırdı. Matt ise ne diyeceğini bilemiyor, ağzından tek bir kelime dahi çıkmıyorken Mello'nun gözünden düşen yaş Matt'in eline çarptı.
"Benimle geçirdiğin zamanın her saniyesinden nefret ediyorsun."Mavi gözlerini Matt'in yeşillerine sabitledi. "İnkar etmeye gücün var mı?" Matt ağzını açtığında Mello ona fırsat vermedi. "İnkar etmeye yüreğin var mı, Matt?"
"Var."
Kızıl saçlı adam elini ileriye doğru uzatıp Mello’nun boynundan tuttu ve kendine çekip dudaklarını genç adamınkilere değdirdi. İlk saniye en zoru ve en güzeliydi, birbirine çarpan şaşkın dudakların arasından kaçan minik nefesler ikisinin de yüzünü okşuyor, tatlı bir his veriyordu.
Mello kendisi bile fark etmeden dudaklarını hafif hareketlerle oynatıyor, şaşkınlığını dışarıya belli ediyordu. Matt ise… Matt sadece düşünmüyordu, hepsi bu.
Yavaşça Mello’nun yumuşak dudaklarını serbest bıraktı ve yeşil gözlerini şaşkın mavi gözlere sabitleyerek konuştu. “Seni önceden nasıl sevdiysem, şimdi de öyle seviyorum. Daha az değil.” Tereddütle mırıldanmaya başladı, sesi giderek kısılırken sarışın adam olayın şokunu henüz tam atlatamamış, onu dinledi sessizce. “Yüzündeki yara da umrumda değil Mello. Seni sen olduğun için seviyorum, hep sevdim, yüzündeki bir yara inan ki umrumda değil.”
Mello kekeledi. “A-ama…-“
“Ama ne?”
“Hiçbir şey, Matt.”
Matt iç çekti. Ondan bir karşılık beklemeyi umarak ne halt ettiğini sanıyordu ki? Yavaşça başını sallarken uçuşan saçları Mello’nun burnuna değdiğinde, genç adam hala çok yakın olduklarını fark etti.
“Özür dilerim, Mello.” Dedi ve genç adamdan uzaklaştı, ama bir el tişörtünden tutup onu durdurdu. “Özür dileme,” diye fısıldadı Mello ve Matt’in şaşkın bakışlarına cevap olarak gülümsemekle yetindi. “Sadece yanımda kal. Sana ihtiyacım var.”
Matt, Mello’yu okuyamıyor, duygularını sezinleyemiyorken kendi de ne yaptığını bilmiyordu ama Mello’nun yanından kalkmadı ve yatmaya devam etti. Yaptığı her neyse bu oldukça iyi hissettiriyordu.
Mello göz kapaklarını indirdi. “Bana sarılır mısın?”
Matt tereddüt etmeden kolunu Mello’nun belinin üzerine attı ve onu kendine çekti. Çenesi genç adamın sarı başının üzerindeydi.
“Teşekkür ederim.”Durdu ve başını iyice Matt’in göğsüne gömdü. “Seni seviyorum.”
Matt ve Mello, her daim birbirlerinin en yakını oldular. Tanıştıkları günden öldükleri güne kadar hep birbirlerini kolladılar ve iki en yakın arkadaş, sonrasında da birbirlerinin ilk ve tek aşkları oldular.
Birlikte aşık oldular, birlikte güldüler ve ağladılar, birlikte öldüler.
Sonra mı? Sonra melekler sustu.

En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 30 Mar 2013 23:18
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder  
1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [ 1 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız