Bin Yıllık Savaşçı!
Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4

Anime Manga Forum -> Fan Fiction

 
Yazar Mesaj
_aKııN_
Mangaka
Mangaka



Yaş: 25
Kayıt: 18 Eyl 2008
Mesajlar: 550
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Yalova
Teşekkür: 1

Durumu: Çevrimdışı

Bin Yıllık Savaşçı! Konu: Yanıt: Bin Yıllık Savaşçı! Alıntıyla Cevap Gönder
süperrrrr gidiyorsunn dvmm .!!


cakal_akin@hotmail.com <----- isteyen ekleyebilir Gülücük Dağıtıyor Çekinmeden ekleyin xD
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder MSN Messenger 29 Ekm 2008 19:00
gxhero
Otaku (Level 3)
Otaku (Level 3)



Yaş: 35
Kayıt: 12 Ağu 2008
Mesajlar: 218
Favori Anime & Manga: Claymore, Cowboy bebop, Wolf' rain vs.
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Hayaler'deki istanbul'dan.
Teşekkür: 1

Durumu: Çevrimdışı

Bin Yıllık Savaşçı! Konu: Yanıt: Bin Yıllık Savaşçı! Alıntıyla Cevap Gönder
Bölüm ~5~ Yolda Gece

İşte zamanın yıkıcı gücü içinde bulunduğum bu son yarım saatte, bunca zaman yaşadığım her şey bir çırpıda yıkılmış, yaşantımın bir illüzyon içinde yok olduğunu hissetmiştim. Çok garip ve ağır bir histi, öyle ki kanatlarımın olduğu yerde artık gerçek bir kambur vardı sanki. Babam da artık susmuştu, bana vereceği kılıcı deri bir kılıfa sarıyordu sanırım ayrılık saati gelip çatmıştı.

Evet, dışarıda beni bekleyen askerler vardı ve ben onları unutmuştum. Sanırım bundan sonraki hayatım çok daha değişik olacaktı. Belki de başım büyük bir belaya giriyordu.

“Aslına bakarsanız bunu umursamıyordum!”

Bir müddet sonra babam bana dönüp hazır olup olmadığımı sordu. Ben de ayağa kalkıp “evet baba” diyerek cevap verdim. Bana siyah kalın bir cübbe verdi. Onu giydikten sonrada silahımı omzuma astı ve bana sıkıca sarıldı.

- Artık bu yolda tek başına yürüyeceksin sana sadece şans dileyebilirim” dedi.

Yaşlı adam bana şans dilerken acaba ne düşünüyordu? Bu sonsuz yaşamı ve bulunduğum durumu hayal bile edemezdi herhalde.

Neyse, nerede kalmıştık? Evet, artık yolculuğa hazırdım. Kapıya çıktığımızda annemin beni beklediğini gördüm. Annemin yanına giderek onu çok özleyeceğimi söyledim. Annemde bana sıkıca sarılarak, “Bende seni özleyeceğim bebeğim!” dedi. O anda bundan daha iyi gelen başka bir şey olamazdı. Gerçek annem nasıl biriydi bilmiyordum ama annemin nasıl biri olduğunu biliyordum.

- Artık yola çıkıyoruz hazırlanın!
“Yakında geri döneceğim anne bu çok uzun sürmeyecek.” dedim.

Sonrada annemi gözyaşları içerisinde bırakarak atlılara doğru ilerledim. Atıma bindiğim sırada son bir kez evime baktım. Çok yalnız ama bir o kadar mutlu olduğum aklıma geliyordu. Bu mutluluğu bana verdikleri için yaşlı çifte ne kadar minnettar olmam gerektiğini düşündüm.
“Gerçek annem ve babam sizin için geri döneceğim.”

Artık yola çıkmıştık. İki saat boyunca batıya doğru ilerledik. Hiç kimse konuşmamıştı. Ta ki içlerinden biri bana atıyla yaklaşana kadar.

- Hey kambur hector!”
- Ben vasili.”
- Ben de senin gibi bu gurubun içinde yeniyim ikimiz birbirimizi kollarsak belki bir yolunu bulup bu durumdan kurtuluruz ne dersin?”
- Hangi durummuş bu?”
- Yani şimdilik durumu belli etmeyiz ve daha sonrada aptallar kaleye varmadan askerlik denen bu saçmalıktan kurtulmanın bir yolunu buluruz ne dersin?”
- Böyle bir şeyi yapamam, ailemi tehlikeye atmak isteyeceğim en son şey.”
- Tanımadığın zengin soylular için ölmeye razısın demek?”
- Bu bana göre değil…”
- Kesin sesinizi ahmaklar kadınlar gibi dedikodu ederek ne yaptığınızı zannediyorsunuz.”
“Acaba bu konuşma bir tuzak olabilir miydi?”

Daha sonra ise bir yol ayrımına gelmiştik. Yollardan bir tanesi dağ yolundaki patikaydı diğeri ise orman içerisinden geçiyordu. Bize liderlik eden savaşçı bana seslendi ve yanına çağırdı.

- Hector bana yaklaş!”
- Evet, lordum.”
- Bu bölgeyi bilir misin?”
- Hayır, lordum!”
- Ama babam hep dağlar da haydutlar olduğundan bahsederdi.”
- Pekâlâ gidebilirsin.”
- Ha birde bana artık lordum deme bunun yerine komutanım diyebilirsin!”
- Peki komutanım.”
- Her kez beni dinlesin orman yolunu kullanacağız.”
- Geceyi de ormanda geçireceğiz dağda pusu kuran haydutlar olabilir aynı şey orman içinde geçerli dikkatli olun!”
- Her hangi bir şey dikkatinizi çekerse haberim olsun şimdi devam edelim.”

Ormana girdiğimiz anda güneş daha batmamış olmamasına rağmen hava kararmıştı yarım saatin ardından durduk ve kamp yapmak için bir yer bakmaya başladık. Ardından vasili ve beni ateş için odun toplamaya yolladılar hava iyice kararıyordu.

- Hector kaçmak için mükemmel fırsat benimle gelecek misin ne diyorsun?”
- Hayır, bu mümkün değil Vasili.”
- Ve sanırım bu yaptığın şey başına bela olacak.”
- Hiçbir şey olmaz bu ahmaklar fark edene kadar ben çoktan kaybolurum bile hem bu ormanda akşam beni izleyemezler tabi sen söylemezsen fark edemezlerde.”
- Pekâlâ, sana on beş dakika veriyorum sonra odunlarla beraber dönerim.”
- Anlaştık o zaman sana iyi şanslar kambur ölmek için çok acele etme tamam mı?”
- Sana da iyi şanslar vasili, içimden bir his ihtiyacın olacak diyor.”

Vasili bana gülerek uzaklaştı. Bende söz verdiğim gibi on beş dakika boyunca odun toplamaya devam ettim ve geri döndüm, tabi ki soru belliydi. “Diğer aptal nerede!” Bu soruya bende bilmediğimi söyleyerek cevap verdim. Birden askerlerden biri üzerime yürüdü komutansa sakin olun diyerek askeri durdurdu.

- Bu karanlıkta çok fazla yol alamaz yarın izlerini takip ederiz zaten yanında silahı da yok bizden önce buradaki haydutlar yakalamazsa çok şanslı demektir.”

Gece yarısını geçmişti ve ceza olarak nöbeti bana ve aralarından sırayla kaldırdıkları kişiye tutturuyorlardı. Bir müddet sonra biraz önce üzerime yürüyen kızıl saçlı iri yapılı asker ile baş başa kalmıştık bana doğru çok sert bakıyordu bende ormana odun toplamak için girmeye karar verdim.

- Nereye gidiyorsun kambur köylü.”
- Ateş için odun getireceğim.”
- Sende kaçmayı denersen seni bizzat kendi ellerimle öldürürüm bunu kafana iyi sok.”
- Olur sokarım.”
- Şimdi git bakalım git odununu getir köylü.”

Beni kızdırmak istediğini anlıyordum ama sanırım bulunduğum durumda bu pek işe yaramazdı. En azından şimdilik bunu görmezden gelmem gerekiyordu daha sonra illaki fırsatım olacaktı.

Biraz ormanda açıldığım sırada bir şeylerin hareket ettiğini, fark ettim hemen olduğum yerde yere yatarak ne olduğunu anlamaya çalıştım. Biraz sonra anlamıştım ki bizim vasili komutanın dediği gibi haydutların eline düşmüştü ve onları bize getirmişti sanırım haydutlarda bizim silahlarımız, atlarımız ve varsa değerli eşyalarımızla ilgileniyor olmalıydı. Şu da vardı ki bizden hayli kalabalıklardı. Şimdi ne yapmalıydım aklıma ilk gelen vasili gibi buradan sıvışmak olmuştu. Açıkçası biraz insanlardan korkuyordum ve haydutlar çok kalabalıktı. Fakat askerler ölürse ve benim için geldikleri kasabada biliniyordu buda çok sevdiğim, korumak istediğim aynı zaman da bildiğim tek ailemin başına iş açacaktı. Elbette buna izin veremezdim bu da başka çaremin olmadığını yani savaşmam gerektiğini söylüyordu. Buda beni şu sonuca getiriyordu bu kalabalık haydut gurubu bu gece yenilecekti. Olabildiğim kadar hızlı şekilde sürünerek bizim askerlerin yanına ulaşmaya çalıştım. Bu biraz zahmetli olmuştu yorucu değil ama bilirsiniz işte birinin uçmak gibi bir özelliği olunca sürünmek elbet deki zor geliyordu.

Neyse bizimkilerin yanına vardığımda her kez yatıyordu kızıl kafada üzerine bir şey almıştı ateşte sönmek üzereydi. Tam kızıl kafanın yanına doğru gidecekken ormandan karanlık bir yerden biri bana seslendi hey köylü bu tarafa gel ve sessiz ol. Bu kızıl kafaydı ve ben onların yanına gelmeden çok önce haydutları fark etmişlerdi. Hatta hızlı bir şekilde eşyalarının üzerlerine bir şeyler örterek kendileri için kuklalar dahi yapmışlardı.

- Hey köylü.”
- Efendim kızıl kafa.”
Bu şekilde hitap ettiğimde yüzüme sert bir şekilde bakıp…
- Bakıyorum çok heyecanlandın sanırım bu çocuklar ile baya iyi vakit geçireceğiz.” Dedi!
- Evet, bende öyle umuyorum.”
- Onları görme fırsatın oldu mu peki!”
- Evet, çok kalabalıklar “25” ya da “30” kişi olabilir. Bazılarında ok ve yay da gördüm.”
- Hey bak sen bu bilgiler çok işimize yarar.”
- Peki, bunun dışında başka ne gördün zırhlı birileri. Ya da etrafımızı sardılar mı?”
- Evet, sanırım iki taraftan saldıracaklar.”
- Bir gurup kesin olarak şu yönden saldıracak, diğerleri de sanırım şu taraftan.”
- Tamam, sana güveniyorum köylü umarım bizi kandırmıyorsundur.”

Artık sessiz bir bekleyiş içindeydik belli ki bizim savaşçıların aklında bir şeyler vardı.

正直, "" ai
MediaFire alanım!
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 01 Ksm 2008 13:34
mangaka_sym
Yasaklı Üye



Yaş: 32
Kayıt: 31 Tem 2008
Mesajlar: 2,085
Teşekkür: 983
Uyarı: 1

Durumu: Çevrimdışı

Bin Yıllık Savaşçı! Konu: Yanıt: Bin Yıllık Savaşçı! Alıntıyla Cevap Gönder
Asıl aksiyon diğer bölümde desene.. Şık
Bu savaş esnasında bizim savaşçının kimliği orataya çıkacak belki de.. Şık Kanatları falan... Olmayabilir de tabi.. Şaşırmış Durumda Neyse bekleyip göreceğiz... Kahkaha Atıyor

http://www.youtube.com/watch?v=LuRuLqzuhbM
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder 01 Ksm 2008 13:43
gxhero
Otaku (Level 3)
Otaku (Level 3)



Yaş: 35
Kayıt: 12 Ağu 2008
Mesajlar: 218
Favori Anime & Manga: Claymore, Cowboy bebop, Wolf' rain vs.
Cinsiyet: Erkek
Nerden: Hayaler'deki istanbul'dan.
Teşekkür: 1

Durumu: Çevrimdışı

Bin Yıllık Savaşçı! Konu: Yanıt: Bin Yıllık Savaşçı! Alıntıyla Cevap Gönder
Bölüm ~6~ İhanetin Işıkları

Evet, dakikalar hızla ilerliyordu öyle gözüküyordu ki bize saldırmadan çekiniyorlardı. Temkinli davrandıkları açıktı. Sanırım ne kadar sayıca az olsak da bizim savaşçıların daha tecrübeli olduklarını ve kayıp vereceklerini biliyorlardı. Bekleyiş sürerken birden kılıcımın yanımda olmadığı aklıma gelmişti sanırım öğreneceğim ilk şey böyle bir durumda insanın kılıcına yakın bir yerde olunması gerektiğiydi! Hemen yaşlı atımın üzerinden kılıcımı nasıl alacağımı düşünmeye başladım ve etrafıma bakmak için kafamı kaldırdım, aniden kafama sert bir şekilde gelen yumruğun acısını hissettim sonrada arkama dönüp baktım.

- Aptal köylü ne yaptığını zannediyorsun sen?”
- Kılıcım atımda kaldı onu almam gerekli.”
- Bu şekilde yerini belli ederek mi alacaksın kılıcını?”
- Ama kılıcım olmadan nasıl dövüşeceğim.”
- Senin için bir kılıç ayarlarım, korkma hele bir gelsinler!”
- Yinede kılıcımı almam gerekiyor o babamın kılıcı haydutların almasına izin veremem!”
- Sana yerinden kıpırdama dediğimi duydun değimli?”
- Bu yerinden kıpırdama demek oluyor köylü ve eğer yerimizi daha fazla belli edecek hareket yaparsan seni şuracık da öldürürüm anladın mı?”

Bir an düşündükten sonra “Tamam!” demekten başka çarem olmadığını anladım ve olduğum yere iyice gizlendim. Tabi aksi durumda savaşın sonunu tek başıma getirmem gerekecek ki, bu kadar heyecanlı olduğum böylesi bir durumda başarılı olabileceğime inanmıyordum. Ben bunları düşünürken kızıl kafa etrafı iyice süzüyordu ve şöyle dedi.

- Bu karanlık da bırak haydut bizimkileri bile zor görüyorum lanet olasıca orman.”

Sanırım bende etrafı izlemeye başlamalıydım ormana şöyle bir göz attığımda bir şey dikkatimi çekmişti o da etrafı oldukça iyi görebildiğimdi şey belki de bizim kızıl kafanın gözlerinde bir problem vardır diye düşünmüştüm fakat anlaşılan bu böyle değildi. Çünkü ben etrafı fazlasıyla iyi görebiliyordum ve hatta şimdi kampa doğru yaklaşan birini görüyordum.

- Hey, hey kızıl kafa bize doğru gelen birisi var!”
- Ne tarafta, nereden geliyor?”

Parmağımla tam karşıyı gösterip…

- İşte orda!
- Benimle kafa bulmuyorsun değimli köylü?”
- Hayır, işte senin kuklana doğru gidiyor.

Şaşkın bir ifadeyle…

- Bunu nasıl…”
- Yani bu karanlık da, onu görebildiğini mi söylüyorsun!”
- Evet, görebiliyorum neden?”
- Pekâlâ, etrafa bakmaya devam et ve birini daha görürsen bana haber ver.”
- Anladın mı?”
- Tamam, anladım!”


Anlaşılan benim o adamı görebiliyor olmam onu etkilemişti buda demekti ki aynı kanatlarımın olduğu gibi gece görebildiğim mesafede insanlarınkinden farklıydı. Acaba bunu da diğerlerinden saklamalı mıydım? Belki buda benim için bir sorun olabilirdi.

Bunları daha sonra düşünürüm dedim ve kızıl kafanın kuklasına doğru yaklaşan adama bakmaya başladım, yüzü artık tamamen sönmek üzere olan ateşe yaklaştığında, o küçük ateş huzmesi ile biraz olsun aydınlanmıştı. Bu adam bizim vasili den başkası değildi! Aniden elindeki kılıcı kızıl kafanın kuklasına birkaç kez sapladı. Ama bunun bir kukla olduğunu görünce sanki çıldırmış gibi yerde yatan diğelerine de saldırmaya başladı.

Aniden karga sesini andıran bir ses duydum ve sonrasında ise vasili göğsüne saplanan birkaç ok ile yere yığılmıştı. Bunlar bizimkilerdi belli ki tuzağımızın açığa çıkmaması için vasiliyi vurmuşlardı. Artık gurubumuz bu durumdan sonra on dört kişi kalmıştı.

Şöyle bir gurubumuzu düşündüğüm de ise aklıma bu gecenin çok zor geçeceği geldi. Neden mi bu kalan on dört kişiden sadece beş tanesi usta askere benziyordu diğerleri ise benim gibi yenilerdi yani acemiler eğer bu beş asker yeterince iyi değillerse sabahı göre bilecek olma ihtimalimiz fazla gözükmüyordu nede olsa karşımızda yeterince tecrübeli savaşçılar olacaktı. Birden kendimi şanslı hissettim çünkü benim yanımdaki asker yani kızıl kafa gözüme yeterince iyi gibi gözüktü belki bir birimizi kollarsak kendimiz için yeterince şans yaratabiliriz.

- Hazırlansan iyi olur köylü, galiba geliyorlar.”

Bu sözcükleri duyar duymaz bize yaklaşan okları fark ettim ve uçlarındaki ışık saçan alevleri.

正直, "" ai
MediaFire alanım!
En Yukarı Git
Kullanıcının profilini görüntüle Özel mesaj gönder Yazarın web sitesini ziyaret et MSN Messenger 12 Ksm 2008 17:40
 
Yeni başlık gönder   Başlığa cevap gönder Sayfaya git: Önceki, 1, 2, 3, 4
4. sayfa (Toplam 4 sayfa) [ 34 mesaj ]
Geçiş Yap:   

 
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız
Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız