| 2025 Aralık Hikayeleri > Kırmızı, kaplumbağa, bovling |
Yazar
Mesaj
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): mirai, Gama_Sennin
Donatello'nun Hayali
Splinter Usta’nın vefatından sonra Donatello, arkadaşlarına veda edip emekli olmaya karar vermişti. Suçlularla vermiş oldukları savaş artık kendisine beyhude gelmeye başlamıştı. Ustasını da yitirince inzivaya çekilmek istemiş, aniden sırra kadem basmıştı. Ninja Kaplumbağalar o gün bugündür yollarına 3 kişi devam etmekteydi.
Donatello New York’un leş kanalizasyonlarında yaşamaktan artık sıkılmıştı. Dostlarını her ne kadar seviyor olsa da kendi yoluna gidip kendini dinlemesi gerekiyordu. Ustasının kaybıyla arşa çıkan iç sıkıntılarını tek başına çözmeliydi.
Kılık değiştirip insanların arasına karıştı. Öncelikle kendine yeni bir ev bulması gerekiyordu. Nerd bi tip olduğu için pek mekan bilmezdi. Arkadaşlarının onu götürdüğü yerleri düşündü.
Michalengelo onları sık sık yerel bir pizzacıya götürürdü. Burası daima hareketli, 24 saat açık, leziz pizzaları olan bir işletmeydi. Yiyecek sıkıntısı çekmezdi fakat 24 saat canlılık onu zorlayabilirdi. Biraz sakin, kafa dinleyebileceği bir ortam istiyordu. O sebepten pizzacıyı eledi.
Leonardo ekipman ve teçhizat tedarik etmek için onları eski bir antikacıya götürürdü. Herkes buradan kendine işe yarayacak bir şeyler alır daha sonra Donatello’ya modifiye ettirirdi. Burası ona işi gücü hatırlattığı için burayı da eledi. Artık kafa dinlemek istiyordu.
Aklına Rafael’in onları götürdüğü bovling salonu geldi. Kaplumbağaların sakin günlerinde yaptıkları çok keyifli bir etkinlikti bovling. Burası onda olumlu ve rahat hisler çağrıştırdığından Donatello buraya sıcak baktı. Burası 24 saat açık bir yer değildi. Mesai saatlerinden sonra kafa dinleyebilirdi.
Mekana müşteri olarak gidip bir parti oyun açtırdı. Bu esnada kalacağı yeri düşünmeye başlamıştı.
Kaplumbağaların üç parmakları olduğundan hepsi doğuştan birer bovling ustasıydı. İstese her vuruşunda strike yapabilirdi fakat dikkat çekmemek için bazen bilerek kaçırıyordu. 17 numaralı kırmızı top onun topuydu. Parmakları ona tam oluyordu. Arkadaşlarıyla iddiasına oynadığı vakit her daim bu topu kullanırdı. Kendisine yakın hissettiği bu topu evi olarak kullanmaya karar verdi.
Donatello yıllardır kanalizasyondaki laboratuvarında kaplumbağaları eski minik hallerine dönüştürecek bir formül üzerine çalışmış ve nihayet bunu bulmuştu. Kaplumbağalar artık istedikleri vakit minik formlarına dönüşebiliyorlardı.
Donatello oyunu bitince kalkıp tuvalete gitti ve orada küçük kaplumbağa haline dönüşüp mekan kapanana kadar bekledi. Mekan kapanınca tekrar ninja haline dönüp 17 numaralı topla ilgilenmeye başladı.
Ne düşmanları ne de dostları tarafından bulunmak istemiyordu. Topun içinde yaşayacağını kimse tahmin edemezdi. Bilimsel çalışmalarına topun içinde devam edebilirdi. Kendi gibi laboratuvarını da minyatür bir hale getirebiliyordu.
17 Numaralı topu ikiye böldü. Parmak sokulan kısmı itina ile ayırıp geri kalan kısmı detaylı bir şekilde işlemeye başladı. Kendisi ve minyatür laboratuvarı için bir saray inşa ediyordu. Topun içine yer çekiminden etkilenmeyen, topun aldığı darbeleri sıfıra indiren, dış dünyayı içeriden görebildiği fakat dışarıdakilerin onu göremediği bir sistem kurmuştu. O burada yaşarken insanlar topu istedikleri kadar kullanabilecek, kendisi de bundan etkilenmeyecekti.
Donatello tüm işlemleri tamamlamış, evini ve laboratuvarını bovling topunun içine dayayıp döşemişti. Her şeyin düzgün çalışıp çalışmadığını test etmek için evinden çıkıp büyük ninja kaplumbağa formuna dönüştü.
Kendine bir parti oyun açtı ve 17’lik topuyla oynamaya koyuldu. Oyununu bitirdikten sonra topu salonun görece izbe bir yerine koydu, topun çok da kurcalanmasını istemiyordu.
Küçülüp evine geri döndü. Düşündüğü gibi evi sapasağlamdı, bıraktığı gibiydi. Tüm işlerini tamamlamış olmanın verdiği keyifle rahat yatağına gidip mışıl mışıl uyudu.
Ertesi gün uyandığında kendini lobutlara çarpar vaziyette buldu. Tabii kurduğu sistem sayesinde hiçbir darbe etkisi hissetmiyordu. Dışarıyı gösteren tek taraflı sistem sayesinde dışarıda olan biteni görebiliyordu. Sanal gerçeklik gözlüğü takmış gibi hissediyordu. Dış dünyayı gösteren katman yerine kendi seçtiği bir manzarayla evinin içini aydınlattı. Sakin bir göl kenarı açtı ve gün doğumu eşliğinde kahvaltısını hazırlamaya koyuldu.
Kahvaltıda pizza yemeyi seviyordu. Michelangelo’dan kaptığı bir alışkanlıktı bu. ‘’Ah be Mayki…’’ diye iç geçirdi. Onlardan yeni ayrılmış olsa da arkadaşlarını özlemişti.
Kahvaltısını ederken sabah haberlerini izlemeye başladı. Bir son dakika haberi düşmüştü. New York’un en büyük bankalarından biri soyulmuş, failleri bankada kapana kısılmıştı. İçeride Sivaslı ve Erzurumlu rehinelerin de olduğu bildirildi. ‘’Bizimkiler bunu halleder.’’ deyip başka kanal açtı Donatello.
Hakikaten de halletmişlerdi. İki saat sonra Rafael bovling salonuna gelmişti. Gelip 17 numaralı topu buldu ve onunla atış yapmaya hazırlandı. Fakat birdenbire durup topa baktı. Donatello da içeriden Rafael’e bakıyordu. İçinden, ’Vay kardeşim be… Özlemişim…’’ diyor, Rafael’i uzaktan seviyordu. Rafael ise parmaklarını deliklere sokmadan topu bıraktı.
- Donatello kardeşim tuvaletinin giderini topun deliklerine bağlaman hoş olmamış. Parmaklarımı soksam elim kim bilir kaç gün kokacaktı… N’apayım şimdi ben sana? Kekik de serpiyim mi? Ehere mehere.
Splinter Usta’nın vefatından sonra Donatello, arkadaşlarına veda edip emekli olmaya karar vermişti. Suçlularla vermiş oldukları savaş artık kendisine beyhude gelmeye başlamıştı. Ustasını da yitirince inzivaya çekilmek istemiş, aniden sırra kadem basmıştı. Ninja Kaplumbağalar o gün bugündür yollarına 3 kişi devam etmekteydi.
Donatello New York’un leş kanalizasyonlarında yaşamaktan artık sıkılmıştı. Dostlarını her ne kadar seviyor olsa da kendi yoluna gidip kendini dinlemesi gerekiyordu. Ustasının kaybıyla arşa çıkan iç sıkıntılarını tek başına çözmeliydi.
Kılık değiştirip insanların arasına karıştı. Öncelikle kendine yeni bir ev bulması gerekiyordu. Nerd bi tip olduğu için pek mekan bilmezdi. Arkadaşlarının onu götürdüğü yerleri düşündü.
Michalengelo onları sık sık yerel bir pizzacıya götürürdü. Burası daima hareketli, 24 saat açık, leziz pizzaları olan bir işletmeydi. Yiyecek sıkıntısı çekmezdi fakat 24 saat canlılık onu zorlayabilirdi. Biraz sakin, kafa dinleyebileceği bir ortam istiyordu. O sebepten pizzacıyı eledi.
Leonardo ekipman ve teçhizat tedarik etmek için onları eski bir antikacıya götürürdü. Herkes buradan kendine işe yarayacak bir şeyler alır daha sonra Donatello’ya modifiye ettirirdi. Burası ona işi gücü hatırlattığı için burayı da eledi. Artık kafa dinlemek istiyordu.
Aklına Rafael’in onları götürdüğü bovling salonu geldi. Kaplumbağaların sakin günlerinde yaptıkları çok keyifli bir etkinlikti bovling. Burası onda olumlu ve rahat hisler çağrıştırdığından Donatello buraya sıcak baktı. Burası 24 saat açık bir yer değildi. Mesai saatlerinden sonra kafa dinleyebilirdi.
Mekana müşteri olarak gidip bir parti oyun açtırdı. Bu esnada kalacağı yeri düşünmeye başlamıştı.
Kaplumbağaların üç parmakları olduğundan hepsi doğuştan birer bovling ustasıydı. İstese her vuruşunda strike yapabilirdi fakat dikkat çekmemek için bazen bilerek kaçırıyordu. 17 numaralı kırmızı top onun topuydu. Parmakları ona tam oluyordu. Arkadaşlarıyla iddiasına oynadığı vakit her daim bu topu kullanırdı. Kendisine yakın hissettiği bu topu evi olarak kullanmaya karar verdi.
Donatello yıllardır kanalizasyondaki laboratuvarında kaplumbağaları eski minik hallerine dönüştürecek bir formül üzerine çalışmış ve nihayet bunu bulmuştu. Kaplumbağalar artık istedikleri vakit minik formlarına dönüşebiliyorlardı.
Donatello oyunu bitince kalkıp tuvalete gitti ve orada küçük kaplumbağa haline dönüşüp mekan kapanana kadar bekledi. Mekan kapanınca tekrar ninja haline dönüp 17 numaralı topla ilgilenmeye başladı.
Ne düşmanları ne de dostları tarafından bulunmak istemiyordu. Topun içinde yaşayacağını kimse tahmin edemezdi. Bilimsel çalışmalarına topun içinde devam edebilirdi. Kendi gibi laboratuvarını da minyatür bir hale getirebiliyordu.
17 Numaralı topu ikiye böldü. Parmak sokulan kısmı itina ile ayırıp geri kalan kısmı detaylı bir şekilde işlemeye başladı. Kendisi ve minyatür laboratuvarı için bir saray inşa ediyordu. Topun içine yer çekiminden etkilenmeyen, topun aldığı darbeleri sıfıra indiren, dış dünyayı içeriden görebildiği fakat dışarıdakilerin onu göremediği bir sistem kurmuştu. O burada yaşarken insanlar topu istedikleri kadar kullanabilecek, kendisi de bundan etkilenmeyecekti.
Donatello tüm işlemleri tamamlamış, evini ve laboratuvarını bovling topunun içine dayayıp döşemişti. Her şeyin düzgün çalışıp çalışmadığını test etmek için evinden çıkıp büyük ninja kaplumbağa formuna dönüştü.
Kendine bir parti oyun açtı ve 17’lik topuyla oynamaya koyuldu. Oyununu bitirdikten sonra topu salonun görece izbe bir yerine koydu, topun çok da kurcalanmasını istemiyordu.
Küçülüp evine geri döndü. Düşündüğü gibi evi sapasağlamdı, bıraktığı gibiydi. Tüm işlerini tamamlamış olmanın verdiği keyifle rahat yatağına gidip mışıl mışıl uyudu.
Ertesi gün uyandığında kendini lobutlara çarpar vaziyette buldu. Tabii kurduğu sistem sayesinde hiçbir darbe etkisi hissetmiyordu. Dışarıyı gösteren tek taraflı sistem sayesinde dışarıda olan biteni görebiliyordu. Sanal gerçeklik gözlüğü takmış gibi hissediyordu. Dış dünyayı gösteren katman yerine kendi seçtiği bir manzarayla evinin içini aydınlattı. Sakin bir göl kenarı açtı ve gün doğumu eşliğinde kahvaltısını hazırlamaya koyuldu.
Kahvaltıda pizza yemeyi seviyordu. Michelangelo’dan kaptığı bir alışkanlıktı bu. ‘’Ah be Mayki…’’ diye iç geçirdi. Onlardan yeni ayrılmış olsa da arkadaşlarını özlemişti.
Kahvaltısını ederken sabah haberlerini izlemeye başladı. Bir son dakika haberi düşmüştü. New York’un en büyük bankalarından biri soyulmuş, failleri bankada kapana kısılmıştı. İçeride Sivaslı ve Erzurumlu rehinelerin de olduğu bildirildi. ‘’Bizimkiler bunu halleder.’’ deyip başka kanal açtı Donatello.
Hakikaten de halletmişlerdi. İki saat sonra Rafael bovling salonuna gelmişti. Gelip 17 numaralı topu buldu ve onunla atış yapmaya hazırlandı. Fakat birdenbire durup topa baktı. Donatello da içeriden Rafael’e bakıyordu. İçinden, ’Vay kardeşim be… Özlemişim…’’ diyor, Rafael’i uzaktan seviyordu. Rafael ise parmaklarını deliklere sokmadan topu bıraktı.
- Donatello kardeşim tuvaletinin giderini topun deliklerine bağlaman hoş olmamış. Parmaklarımı soksam elim kim bilir kaç gün kokacaktı… N’apayım şimdi ben sana? Kekik de serpiyim mi? Ehere mehere.
Bu mesaja teşekkür edenler (3 kişi): Kelan, Ichimi, mirai
Kaplumbağa ve tavşan
Günlerden bir gün yine kaplumbağa ve tavşan koşu yarışına hazırlanıyorlarmış. Fakat bu durumdan çok sıkıldıklarını fark etmişler. Kaplumbağa bovling oynamayı teklif etmiş. Tavşan aslında çekimsermiş ama yine de kabul etmiş. Yarışma günü geldiğinde ikisi de yeni bir yarışta oldukları için çok heyecanlıymış. Hatta o kadar önemsemişler ki bu günü kaplumbağa kırmızı bir şapka bile takmış. Ardından yarış tüm heyecanıyla başlamış. Sırayla topları yuvarlarlarken bir de ne olsun!! Kaplumbağa topla beraber yuvarlanmaya başlamış. Bunu gören tavşan hemen hızının avantajını kullanıp saniyeler içinde kaplumbağayı kurtarmış. Kaplumbağa duruma çok şaşırmış ve demiş ki tavşan kardeş bıraksaydın eğer ölürdüm ve sen tüm yarışları sonsuza dek kazanmış olurdun. Allah razı olsun insanlık ölmemiş demiş. Tavşan ise şöyle demiş: Ben yarışmaları hakkımla kazanmayı tercih ederim. Geçen hafta yarıştığın Emre Naoki’ye benzemem!
Böylelikle kaplumbağa ve tavşan sonsuza dek dost olup aynı takımda yer almışlar. Naoki Emre ise kaybetmeye mahkum olmuş.
Masal da burda bitmiş gitmiiişşşş
Günlerden bir gün yine kaplumbağa ve tavşan koşu yarışına hazırlanıyorlarmış. Fakat bu durumdan çok sıkıldıklarını fark etmişler. Kaplumbağa bovling oynamayı teklif etmiş. Tavşan aslında çekimsermiş ama yine de kabul etmiş. Yarışma günü geldiğinde ikisi de yeni bir yarışta oldukları için çok heyecanlıymış. Hatta o kadar önemsemişler ki bu günü kaplumbağa kırmızı bir şapka bile takmış. Ardından yarış tüm heyecanıyla başlamış. Sırayla topları yuvarlarlarken bir de ne olsun!! Kaplumbağa topla beraber yuvarlanmaya başlamış. Bunu gören tavşan hemen hızının avantajını kullanıp saniyeler içinde kaplumbağayı kurtarmış. Kaplumbağa duruma çok şaşırmış ve demiş ki tavşan kardeş bıraksaydın eğer ölürdüm ve sen tüm yarışları sonsuza dek kazanmış olurdun. Allah razı olsun insanlık ölmemiş demiş. Tavşan ise şöyle demiş: Ben yarışmaları hakkımla kazanmayı tercih ederim. Geçen hafta yarıştığın Emre Naoki’ye benzemem!
Böylelikle kaplumbağa ve tavşan sonsuza dek dost olup aynı takımda yer almışlar. Naoki Emre ise kaybetmeye mahkum olmuş.
Masal da burda bitmiş gitmiiişşşş
...
Bu mesaja teşekkür edenler (3 kişi): SanJi, Kelan, mirai
Ve Perde(27 Mart 2026)
Duvara on metre var. Hızla ilerliyorlar. Amaç duvarı delmek ve geçmek ötesine. Bir türlü düz gidemeyen kadın duvarı en başta gören oluyor. Belki de ilk gören o değildir ama öyle hissediyor. Yanına kırmızı şapkalı çizgili tişörtlü oğlan geliyor. Gözlerinde bir ışıltı görüyor çocuğun, kadın. Biz buradan gidince geriye kalacak şeyler ne olacak diye düşünüyor yaşlı mı yaşlı dinozor. Bir koca adım atıyor.
-Ellerim nerede benim. Eyleyen ellerim. Canım ellerim. Kaçmış gitmiş.
Süresiz bir yolculuğun son dakikaları. Ne varsa işte o az ötede. Ama birden herkes yavaşlıyor. Kaplumbağalar şimdi yetişebilir onlara. Öylesine parlak gözlerle bakıyorlar ki… bütün yol boyunca yerdeydi gözleri, öylesine korkuyorlardı ki ilerisinden.
Dehşete düşmüş gözlerini bugün bile unutmadım. Bir curcunadır yaşandı. Bowling topunun çarpıp yuvarladığı lobutlar gibi dikildiler bazıları yol ortasında, cennet görüntüsüne bakıyorlardı. Naylondan bir perde. Bazıları cesurca duvara koştu. Naylon perdeyi göremediler. Örümcek ağlarına takılan böcekler gibi yapıştılar oraya. Üst üste yan yana… Demek durup ışıldayan gözler bu tabloya hasretti.
Perdeye takılanlardan biri düz gidemeyen kadındı. Düz gitmeyi bir türlü öğretememişlerdi okulda ona, bazıları aksak adımlarını neşeyle bazıları tiksinerek izlerdi. Ama saçlarına hafif beyazlar düşene kadar düz gitmeden gelebilmişti buraya. Çizgili çocuk kadının yanından yürüdüğünden hemen perdeye yapışmadı. Sadece dokunur gibi oldu. İptidai birkaç adım attı geriye, yüzüne herkesin yüzündeki o ışıltı yerleşti. Kadın yapıştığı yerde perde ile boğuşuyor, arkaya dönüp ufak bakışlar atıyor. Geride kalanların hepsi ona bir anlığına hasta gibi görünüyor. Çocuğa alınıyor yalnız. Onca yolu peşine takılıp geldikten sonra şimdi naylon perdede çırpındıkça parıldayan gözleri öfkelendiriyor kadını. Çocuk düz yürümeyi öğrendi çünkü, kadının bundan haberi yok.
Yaşlı dinozor en arkada ama onun gözleri parıldamıyor. Yalnızca yorgun. Defalarca gelmiş buraya defalarca bakmış perdeye. Ama şimdi artık çok yorgun, neden adım atmadığını anlayamıyor. Neden bir türlü karşısında dalgalanan bu naylon perdeyi ve üzerinde şu anki gibi yavaş yavaş boğulanları izlemekten kendini alıkoyamadığını anlamıyor. Yaşlı olmak için ödemesi gereken bir bedel olduğunu bilmiyor.
Kadın arkaya bakıyor perdenin içinde iyice eğilip bükülmüş bedeniyle:
-Hadi ne bekliyorsunuz, çekin şu perdeyi de geçelim. Duvar şurada!
Perdeye bakan gözlerden bazıları yavaşça yere çevriliyor ve yolu dümdüz geri gitmeye başlıyor. Dinozor biraz daha bakabilecek kadar eğitmiş gözlerini. Kadın sıkışan kolunu kurtarmaya çalışırken perde kafasını kapatıyor. Ha gayret sol bacağı kurtardı, kulakları kapanıyor. Son bir kez bakabiliyor önündeki duvara, ‘Şurayı bir geçebilsem. Ellerim de oradadır şimdi’ diye düşünüyor. Gözlerinin önüne perde inmeden kısılıyor gözleri. ‘Ellerim!’
Son nefesini burada vermesi gerek kadının. Düz yürümeyi öğrenmeyen hiç kimse bu perdeden kurtulamamıştır çünkü.
Kadın son nefesini verince ona onca zahmet veren perde, akıp giden bir şelale gibi salıveriyor kadının bedenini. Yaprak gibi yere varıyor kadınla yüzlercesi. Yaşlı dinozor sonunda dayanamayıp kapattığı gözlerini açıyor ancak kafası onca sefer gördüğü perdeye değil yere bakıyor şimdi. Bir hamlede dönüyor arkasını, kadının peşinden buraya gelen kırmızı şapkalı çocuk da aynı yönde keyifle ve mest olmuş atıyor adımlarını. Dinozor başladığı yere çocuğun adımlarını takip ederek dönecek. Eh, yeterince düz bir yol olacağı belli, öyle değil mi?
Duvara on metre var. Hızla ilerliyorlar. Amaç duvarı delmek ve geçmek ötesine. Bir türlü düz gidemeyen kadın duvarı en başta gören oluyor. Belki de ilk gören o değildir ama öyle hissediyor. Yanına kırmızı şapkalı çizgili tişörtlü oğlan geliyor. Gözlerinde bir ışıltı görüyor çocuğun, kadın. Biz buradan gidince geriye kalacak şeyler ne olacak diye düşünüyor yaşlı mı yaşlı dinozor. Bir koca adım atıyor.
-Ellerim nerede benim. Eyleyen ellerim. Canım ellerim. Kaçmış gitmiş.
Süresiz bir yolculuğun son dakikaları. Ne varsa işte o az ötede. Ama birden herkes yavaşlıyor. Kaplumbağalar şimdi yetişebilir onlara. Öylesine parlak gözlerle bakıyorlar ki… bütün yol boyunca yerdeydi gözleri, öylesine korkuyorlardı ki ilerisinden.
Dehşete düşmüş gözlerini bugün bile unutmadım. Bir curcunadır yaşandı. Bowling topunun çarpıp yuvarladığı lobutlar gibi dikildiler bazıları yol ortasında, cennet görüntüsüne bakıyorlardı. Naylondan bir perde. Bazıları cesurca duvara koştu. Naylon perdeyi göremediler. Örümcek ağlarına takılan böcekler gibi yapıştılar oraya. Üst üste yan yana… Demek durup ışıldayan gözler bu tabloya hasretti.
Perdeye takılanlardan biri düz gidemeyen kadındı. Düz gitmeyi bir türlü öğretememişlerdi okulda ona, bazıları aksak adımlarını neşeyle bazıları tiksinerek izlerdi. Ama saçlarına hafif beyazlar düşene kadar düz gitmeden gelebilmişti buraya. Çizgili çocuk kadının yanından yürüdüğünden hemen perdeye yapışmadı. Sadece dokunur gibi oldu. İptidai birkaç adım attı geriye, yüzüne herkesin yüzündeki o ışıltı yerleşti. Kadın yapıştığı yerde perde ile boğuşuyor, arkaya dönüp ufak bakışlar atıyor. Geride kalanların hepsi ona bir anlığına hasta gibi görünüyor. Çocuğa alınıyor yalnız. Onca yolu peşine takılıp geldikten sonra şimdi naylon perdede çırpındıkça parıldayan gözleri öfkelendiriyor kadını. Çocuk düz yürümeyi öğrendi çünkü, kadının bundan haberi yok.
Yaşlı dinozor en arkada ama onun gözleri parıldamıyor. Yalnızca yorgun. Defalarca gelmiş buraya defalarca bakmış perdeye. Ama şimdi artık çok yorgun, neden adım atmadığını anlayamıyor. Neden bir türlü karşısında dalgalanan bu naylon perdeyi ve üzerinde şu anki gibi yavaş yavaş boğulanları izlemekten kendini alıkoyamadığını anlamıyor. Yaşlı olmak için ödemesi gereken bir bedel olduğunu bilmiyor.
Kadın arkaya bakıyor perdenin içinde iyice eğilip bükülmüş bedeniyle:
-Hadi ne bekliyorsunuz, çekin şu perdeyi de geçelim. Duvar şurada!
Perdeye bakan gözlerden bazıları yavaşça yere çevriliyor ve yolu dümdüz geri gitmeye başlıyor. Dinozor biraz daha bakabilecek kadar eğitmiş gözlerini. Kadın sıkışan kolunu kurtarmaya çalışırken perde kafasını kapatıyor. Ha gayret sol bacağı kurtardı, kulakları kapanıyor. Son bir kez bakabiliyor önündeki duvara, ‘Şurayı bir geçebilsem. Ellerim de oradadır şimdi’ diye düşünüyor. Gözlerinin önüne perde inmeden kısılıyor gözleri. ‘Ellerim!’
Son nefesini burada vermesi gerek kadının. Düz yürümeyi öğrenmeyen hiç kimse bu perdeden kurtulamamıştır çünkü.
Kadın son nefesini verince ona onca zahmet veren perde, akıp giden bir şelale gibi salıveriyor kadının bedenini. Yaprak gibi yere varıyor kadınla yüzlercesi. Yaşlı dinozor sonunda dayanamayıp kapattığı gözlerini açıyor ancak kafası onca sefer gördüğü perdeye değil yere bakıyor şimdi. Bir hamlede dönüyor arkasını, kadının peşinden buraya gelen kırmızı şapkalı çocuk da aynı yönde keyifle ve mest olmuş atıyor adımlarını. Dinozor başladığı yere çocuğun adımlarını takip ederek dönecek. Eh, yeterince düz bir yol olacağı belli, öyle değil mi?
Bu mesaja teşekkür edenler (2 kişi): Ichimi, SanJi
| 1. sayfa (Toplam 1 sayfa) [ 4 mesaj ] |
| Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız |





