[Bağlantı] sitesinden yazdıklarımı sizinle paylaşmak istedim. Yorumlarınızı bekliyorum.
Japon tarihi, kültür ve dil hakkında bildiklerimizi paylaşalım.
Alıntı:
(...)
Bu konunun başlığı niçin "Güneş battığı ülke" dir?.. Bunun cevabını sonra verebilirim.
Geçmiş zamanda Japonya'yı politik ve askeri çıkarları açısından tanımaya başlamıştım. Japon kültürü nedir beni hiç ilgilendirmezdi. Japon tarihindeki 18. yüzyıldan aşağısına hiç bakmazdım. Japonya'nın Batıya açılması, 1894-1985 yıllarda Çin-Japon Savaşı, 1904-1905 Rus-Japon savaşı, Japonya'nın Birinci ve İkinci Dünya Savaşına katılması, Japonya'nın Mançurya'yı işgali vb. bugüne kadar politik ve askeri çıkarları alanlarla objektif olarak ilgilendim.
Ama bunun yeterli olamayacağını düşünüp Japon kültürü ve bugünkü Japonya devleti hakkında daha bilgi edinmek istedim. İkinci Dünya Savaşı'ndaki III.Reich Almanyası ile Japonya'nın Orta Asya üzerinde hakimiyet çabalarında işbirliği araştırmak üzere başlarken bu forumu buldum. Onu bir kenara bıraktım şimdilik.
Japon kültürünü anlayabilmek için Japon günlük yaşamlarını takip etmek ve öğrenmek için Japonların ağzından duymak sağlıklı olacağını düşünüyorum.
Japonlara olan saygı, sempati ve hayranım büyüktür. Hiç eksik olmasın inşallah.
Çünkü Irk bakımından birbirine akraba ve aynı dil bakımından kardeş dili olan Japonya ve Osmanlı İmparatorluğu'nun dış siyasetinde ortak coğrafi paydalardan biri olmuş, politik ve askeri çıkarları Orta Asya'da kesismiştir. Her iki taraf, bölgede nüfuz kazanmak ve bölge halklarını kendi yanlarına çekebilmek için çalışmışlardır. Burada Türk-Japon ilişkilerin başladığı noktadır.
A.B.D, İngiltere, Japonya ve Türkiye Cumhuriyeti resmi arşiv kayıtlarına dayanarak bilgileri sizinle paylaşmak isterim ama bu konuyu daha uzatmak istemiyorum.
Bu bilgiler iki ülke tarihinin karanlıkta kalan bir dönemine ışık tutacağını biliyorum ama gerek yok. İki ülkenin siyasi durumu, Orta Asya ile olan ilgilerinin tarihi arka planı verilmiş, daha sonra burayla ilgili politikalarını oluştururken temel olarak aldıkları fikri altyapı, insan usuru ve propaganda faaliyetleri hala durmaktadır. Bu faaliyetleri Türkiye ve Japonya ortaklığı tarafından tekrar başlatabileceklerine inanıyorum.
20.yüzyıldaki bir Japon subayı şöyle diyordu; "(...) Efendiler! Dünyanın hakimiyeti Doğu'dan Batı'ya geçti. Türkler ve Japonlar hakimiyeti Avrupa''dan almalıdır. Fakat sizler, bizden daha çok çalışmak zorundasınız. Çünkü Avrupa''ya bizden daha yakındasınız. (...)"
Japon subayının bu sözleri birçoğumuz unutmuş olabilir ama benim gibi unutmayan Türkler de bulunuyor. İkimiz Güneş'in battığı "ülke" deyiz. Yeniden doğmak istiyorsak her alanda işbirliği yaparak bu amaca ulaşabiliriz.
Bunların yanında Japon kültürü ve yaşam tarzları hep merak etmişimdir. Japonlarla tanışmakla kalmayıp politik, askeri ve kültür alanlarda hep sohbet etmek istemişimdir.
Kendim araştırdığım Japonya hakkında ışık tutabilen bilgilerim var. Sizinle paylaşmaktan zevk duyarım.
Teşekkürler
(...)
Alıntı:
(...)
Japon mucizesinden biraz bahsetmek istiyorum.
Japonya'nın kalkınmasından bir mucize diye söz edilir...
Ancak aslında mucize diye birşey söz konusu değildir. Burada söz konusu olan inançla bir işe sarılmak, bilime inanmak, milli menfaatler doğrultusunda çalışmak ve çalışmaktır.
1900'li yıllardan sonra Japonya 30 yılda ekonomisinin yapısını değiştirerek, kapitalist ülkeler arasına girmesini sağlayacak olan reformları kararlıkıkla uygulamıştı.
Demokrasiye geçilir ancak oy verme hakkı çok uzun yıllar sadece eğitim görmüş olmak şartıyla reformlardan yana olanlara tanınıyordu!
Böyle anlamda Japonya Batı'ya yönelmiştir ama Batı'yla bütünleşmedi. Osmanlı'nın yaptığı gibi Batılıların liberal ekonomi dayatmalarına boğun eğilmemiştir.
Milli ekonomi gümrük duvarlarıyla sıkı sıkıya korunmaya başlamıştır o dönem.
Osmanlı İmparatorluğu ise yenilik hareketlerine başladıktan sonra sekiz kez taarruz ve istilaya uğramıştır.
Neyse bana göre Japon kalkınmasında en önemli faktör milli devletin varlığıdır. Japonya modernleşme çağına girdiği zaman, 1868'de dil ve kültür birliğine ulaşmış, milli bir devlet karakterine sahipti. Türkiye'de bu ancak 1923'de gerçekleştirilebilmiştir...
Japonya'nın hızlı kalkınmasında kuşkusuz Japon Milliyetçiliğinin çok önemli bir payı vardır. Bir Japon yöneticinin, izinin tamamını kullandığı vaki değildir! İşçilerin kullandıkları yıllık izinler de çok sınırlıdır. Japon işçisinin çalıştığı işyerine mensubiyet duygusu son derece yüksektir!
Japonya'da eğitim sistemi millidir, eğitim dili Japonca'dır!...
Görüldüğü gibi ortada bir mucize yoktur! Japon kalkınmasının temelinde milli şuur, akıl ve bilim vardır. Zaten mucizelere bel bağlayan toplumların gelişme şansları da yoktur!...
Türkiye bunu, 1930'ların bilim ve teknolojideki geriliğine, yetişmiş insan gücündeki yetersizliğine rağmen devletin öncülüğünde planlı bir karma ekonomi siyaseti uygulayarak başarabilmiştir. Aynı başarı günümüzde de tekrarlanamaz mı?..
Japonya, Dünyada tek süper güç devleti olmak istiyorsa Türkiye ve Türk Dünyasıyla birleşmelidir.
Sadece verdiğim bunlar ipucudur. Daha fazla ayrıntılı öğrenmek istiyorsanız burayı yeniden düzenleyebilirim.